TEBDER KURULUMUDUR
MANA YAZILARI
ALEVİLİK İNANCININ ÖZLERİ

Kimdir

Pir Sultan Abdal

PİR SULTAN ABDAL

Osmanlı devlet yapısı içinde günümüze kadar damgasını vurmuş bir çok olay vardır.16. Yüzyılın önemi yadsınmayacak kadar büyüktür. Bu yüz yıl hem Osmanlı devletinin en güçlü dönemi, dünya da adını bütün cihana duyurmuş,Avrupa,Asya,Afrika kıtalarında büyük topraklar kazanmış ve denizlerde üstün başarı kazanmış, Akdeniz’in en büyük adalarını topraklarına katmış bir imparatorluk olmasının yanında, iç isyanlarının da dorukta olduğu bir dönemi yaşamaktadır. Yükselme devri de denilen  ve Osmanlının en büyük hükümdarlarından Kanuni Sultan Süleyman’ın Macar sınırlarını da aşarak Avusturya kapılarına kadar at koşturması, geride bıraktığı imparatorluk merkezinde içinde kaynayan kazanlar ve halkının da yoksulluk içinde yaşaması ve özellikle  1526 yılında  Hacı Bektaş postnişini Kalender Çelebinin önderliğinde yapılan  büyük ayaklanma Osmanlı yapısını hayli sarsmıştır.

Ayaklanma bu büyük hükümdarın derhal Avrupa seferini kesip Anadolu’ya dönmesi, isyanın kanla bastırılması pek de kolay olmamıştır. On binlerce Türkmen’in kanının akıtılması ve yine de ardı arkası kesilmeyen yeni  isyanların nedenleri üzerine gitmeyen imparatorluk yöneticilerinin, halkın istek ve taleplerini dinleme yerine zorbalıkla bastırmayı seçmesi  Osmanlı İmparatorluğunun ayakta kalmasını sağlayamıyordu.  Kanuni sonrası bile 2.Selim, 3.Murat’ın da halkın iktisadi nedenleri gözetmeyerek yaptıkları tepkilerin yine baskı,yine şiddet, yine kanla bastırılmasının önü arkası kesilmiyordu.

Bir tarafta Avrupa ülkelerinde deniz aşırı ülkelerde ticaret yollarının araştırılması,bir tarafta yeni kıtaların keşfiyle birlikte Avrupa ülkelerinde hızlı bir sermaye birikimi,keşif yoluyla elde edilen yeni teknolojik gelişmeler, bir yandan komşu İran’ın Osmanlı topraklarında hala taraftar bulması,Osmanlı’da ise hala ortaya çıkan yeniliklerin keşfedilememesi, ilkel kafayla savaş giderlerinin yükünü yoksul halka yüklenmesi, paşaların ve yöre beylerinin,kadıların, müftülerin zevk ve sefahat içinde yaşaması halkın gözünden kaçmamaktadır.Halkın yapabileceği en iyi işin isyan olduğu dönemde,halk kendi önderlerini de ortaya çıkartıyordu.Bunların en önemlilerinden bir tanesi de Banaz Köyü’nden Pir Sultan Abdal’dır.

 Kimdir Pir Sultan Abdal ve nasıl ortaya çıktı.

Pir Sultan Abdal konusunda  kaynaklar bu güne kadar sağlıklı bir  bilgi vermekten ne yazık ki yoksundur.Tarihsel bilgilerden çok efsanevi bilgiler, halk söylenceleri oldukça fazladır.Araştırmacılar bu güne değin elde ettiği bilgilerle Pir Sultan Abdal gerçeğine ne yazık ki tam olarak rastlayamamıştır. Bazı araştırmacılar birden çok Pir Sultan Abdal olduğu noktasında oldukça ısrarlı olmuşlardır.[1] Bu araştırmacılar Pir Sultan mahlaslı şairin gerçek Pir Sultan olduğu savındadırlar.Oysa sözü edilen Pir Sultan’la Pir Sultan Abdal mahlaslarındaki şiirler Banazlı Pir Sultan olduğu noktasında aynı özü taşıdıkları kuşku götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Pir Sultan Abdal konusu ilk kez 1928 yılında Fuat Köprülü[2] tarafından kamuoyuna sunulmuş ve ardından Saadettin Nuzhet [3]Yine buna ek olarak 1943 yılında Pertev Naili Boratav,Abdulbaki Gölpınarlı[4] önemli bir çıkışla kendilerinden önceki araştırmacılara katkı sağlamışlardır.

Pir Sultan Abdal’ın tarihsel kişiliğini,yaşamını,mücadelesini şiirlerinden kolayca çıkartmaktayız. Şiirleri halkın dilinden aktarılarak  günümüze ulaşmış,araştırmacılar bu şiirleri daha çok Sıvas köylerinden derlemişlerdir. Zaman zaman  Karacaoğlan ve diğer şairlerin şiirleriyle de karıştırılan Pir Sultan Şiirleri bir çok kez de yeni bir şiir bulmuş gibi başka şiirlerin mahlasları değiştirilerek Pir Sultan Abdal’ın şiiri gibi araştırmacılara sunulmuştur[5] Zaman içerisinde Pir Sultan’a ait olan şiirler uzmanları tarafından gerçek yerine oturtulmuştur.

Pir Sultan Abdal bir Anadolu Ereni mi yoksa, bir başkaldırı önderi midir?

Bu konuda daha önceki Anadolu Erenlerinde bulunan bütün özelliğin Pir Sultan Abdal’da da olduğu rahatlıkla görülmektedir.Yunus Emre’nin “ Geçti beyler mürüvveti,Yediği yoksul eti içtikleri kan olmuştur” direncinden farklı değildir. Selçukluya başkaldıran Baba İlyas, Osmanlı baskısına karşı yoksul kitleye önderlik eden Şeyh Bedrettin gerçeğinden farksızdır Pir Sultan Abdal başkaldırısı. Demek ki Anadolu Erenlerinin mayasında başkaldırı eksilmemiş.

Bütün Anadolu Erenlerinde bulunan hem ermiş,dede,önder, hem de eylemsel başkaldırının önderleri olarak karşımıza gelmektedir.Anadolu Ereni dediğimiz şahıslar hemen hemen de aynı özellikleri taşımaktalar. Yaşayış,duruş, talip-dede ilişkileri, aynı zamanda da halkının dili, dini inancı ve ekonomik yaşamı erenin yaşamından bağımsız kalmamaktadır. Bu tür kişiler yeri gelmiş eline tahta kılıç alıp yollara düşmüşler,yeri gelmiş at üstünde alp eren olmuşlar, yeri gelmiş, bir öğretmen, yeri de gelmiş  yönetime ölümü pahasına baş kaldırmaktan çekinmemişlerdir.Kitabımızda sözü edilen erenlerin hepsi aynı özellikler içinde adını yüz yılların tarih sayfalarına yazdırmışlardır.

Ne zaman yaşadı?

 Pir Sultan Abdal’ın 16.yüzyılda yaşadığı bir gerçektir. Şiirlerindeki dirençle karşı koyduğu Hızır Paşa gerçeğinin araştırılması Pir Sultan Abdal’ın yaşamı hakkında oldukça yakın ip uçları vermektedir.Kanuni Sultan Süleyman, 2.Selim, 3.Murat devirlerinde yaşadığı sanılmaktadır. Yaşadığı dönem İran Safavi Kızılbaş Devletinin başında Şah İsmail oğlu Şah Tahmasab bulunmaktadır. “Pir Sultan Abdal’ın XVl.nci asır başlarında 1.Ahmet zamanında değil, aşağı yukarı bu tarihten 50 yıl kadar evvel, Şah Tahmasab ve Kanuni Süleyman devrinde yaşadığı ve astırıldığı neticesini çıkartabiliriz”[6]

Şiirlerinden de anlaşıldığı üzere yaşadığı,başkaldırdığı,idam edildiği devirlerin de bu zamana denk geldiği görülmektedir.Ancak onun yaşadığı devre ilişkin araştırmalar bizleri Pir Sultan Abdal’ı astıran Hızır Paşa  noktasına götürmektedir.O tarihlerde Sıva’da öyle  hazır bir Hızı Paşa’nın yaşadığını kolayca söyleyemiyoruz. Sivas tahrir ve Şerriye Sicilleri defterlerini tarayan ve çevre illerin kayıtlarını da araştıran araştırmacı İbrahim Aslanoğlu  rastladığı iki Hızır Paşa’nın kimliklerini de vererek olasılık üzerinde durmaktadır.Onu takip eden araştırmacılar aynı görüşü paylaşmaktadırlar.Ve belgelerle kimliklerini açıkladığı iki Hızır hakkındaki görüşleri şöyle “ Son araştırmalardan edindiğimiz bilgilere göre bu ilde valilik yapan iki Hızır Paşa var. Birincisi Kanuni Sultan Süleyman, ikincisi 111. Murat devri vezirlerinden.Buna göre 954/1547 tarihinde Sivas Valisi Hızır Paşadır. Ve 1554 tarihinde aynı görevdedir. İkinci Hızır Paşa ise 1587- 1597 tarihlerinde bu görevi yürütmektedir”[7]Hızır Paşa Pir Sultan ilişkileri konumuz açısından çok önemlidir.

Ne Hızır Paşasız Pir Sultan Abdal ne de Pir Sultan Abdalsız Hızır Paşa düşünülebilir. Çünkü Pir Sultan’ı kahraman konumuna getiren Hızır Paşa’ya karşı direnci ve Hızır Paşa’nın Pir Sultan Abdal’a karşı baskıları ve idamı önem taşımaktadır. Pir Sultan Abdal şiirlerinde söz edilen başkaldırı ve Hızı Paşa direnci bu günkü Pir Sultan Abdal’ı karşımıza getirmektedir.Onca zulme,onca baskıya karşın yapılması gereken onurlu mücadelesini en korkusuzca,kellesini de vermeden çekinmeyen Pir Sultan Abdal yapmıştır.

Tarihsel kaynaklarda sözü edilmeyen ve aynen şiirleri gibi dilden dile dolaşarak günümüze kadar gelebilmiş olan Pir Sultan söylenceleri ozan hakkında pek çok ip uçları vermektedir. Bu söylenceler Pir Sultan Abdal konusunda az çok bilgisi olanların belleğinde mutlaka vardır. Birincisi komşu Sofular köyünden Hızır adlı bir gencin Pir Sulat Abdal’a gelip “Pirim bana da bir nasip ver,hayır duanı alıp İstanbul’a gidip adam olayım demesinin ardından Pir Sultan Abdal’ın söylediği şu söz anlamlıdır. “Hızır Istanbula gider,okur adam da olursun ama,Sivas’a vali olup beni de asarsın” demesi ve Sivas’a vali olan Hızır Paşa’nın öncelikle Pirini sofrasına davet etmesi Pir Sultan’ın bu yemeklere haram diye elini sürmemesi ve “haramı benim köpeklerim bile yemez” diyerek valiyi küçük düşürmesi boşuna uydurulmuş sözler değildir.Buna benzer yüzlerce öykü söylenmiş  Pir Sultan yaşamına ilişkin.Öylesine ki, Pir Sultan Abdal’ı insan üstü göstermeye varan söylenceler onu halkın gözünde kutsallaştırmıştır.Hızır Paşa’nın çevresi ve o döneme ilişkin valilerin,kadıların yedikleri haram ve halkı ne derece soydukları, hele hele adaletin hiç olmadığı bu dönemde halk ister istemez kendisini devlet yöneticilerinde  kaçırmaktadır. Ancak yüklenen ağır vergiler, yiyicilerin,yağmacıların,döneminin hortumcularının hortumunun içini dolduracak harcamaların giderleri yoksul halkı kendi halinde bırakmamıştır. Bir tanesi yine Pir Sultan Abdal söylencelerinde şöyle dile getirilir.”Hızır Paşa’nın Sarı Kadı, Kara Kadı adlarıyla anılan iki kadısı varmış ve rüşvette üstlerine kimse yokmuş.Çok ocaklar sönmüş,çok evler yıkılmış. Canından bezen halk gelip Pir Sultan’a şikayet etmişler.Pir Sultan da iki köpeğinin adını kadıların adını vermiş,halk da Pir Sultan’ın köpeklerini çağırırken adından dolayı kadılara söyleyemediklerini köpeğe söyleyip soğurlarmış.Tabi yağcılar duru mu hemen kadıya haber uçurmuşlar.Kadı huzuruna çıkartılan Pir Sultan yalan söyler mi? Evet adınızı köpeklerime koydum.Benim köpeklerimin derecesi sizden yüksek,sizler hep haram yersiniz, benim köpeklerim harama ağızlarını sürmezler.İsterseniz deneyelim. Sizin getirdiğiniz yemeğe benim köpeklerim ağzını sürerse idama hazırım.Bunu fırsat bilen kadılar yemeklerini hazırlatmış, Pir Sultan köpeklerini çağırmış, haram olduğunu gördükleri yemeklere gerçekten ağızlarını sürmemişler. Ve kendilerine konulan helal yemekten sonuna kadar yemiş bitirmişler.[8]

Hiddete gelen kadılara Pir Sultan Abdal şu deyişi seslendirmiş

 

Koca başlı koca kadı

Sende hiç din iman var mı?

Haramı helalı yedi

Sende hiç din iman var mı?

 

Fetva verir yalan yulan

Domuz gibi dağı dolan

Sırtına vururum palan

Senin gibi hayvan var mı?

 

Pir Sultan’ın bütün şiirleri söylencelerle çakışmaktadır. Şiirlerindeki gerçeği görenler anlatılanların da zerresini gerçek sanırlar. Pir Sultan kadar çok fazla efsane,söylence anlatılan Anadolu ereni çok fazla yok gibidir.Sarı Saltuk, Hacı Bektaş, Abdal Musa gibi büyüklerin anlatımını Pir Sultan için de rahatlıkla görmekteyiz. Pir Sultan Abdal nerede nasıl, hangi zamanda yaşamış olursa olsun bir şey fark etmiyor. O da kendisinden önce yaşamış erenlerin yaşamı gibi efsaneyle bütünleşip o hemen ermiş safına kolayca katılıyor.” Hangi yüzyılda yaşamış olursa olsun her ermiş, Hacı Bektaş’la karşılaşır. Halk inandığını, sevgi beslediğini hep bir arada görmek istiyor Bu onlara zamansızlığı yakıştırmasıyla açıklanabilir”[9]

Pir Sultan Abdal’ın yaşamı denilebilir ki efsaneyle gerçeğin birleşimidir. Gerçekle öylesine iç içe geçmiş bir yaşam efsanesi zamanla da gerçekle bir bütünlük sağlıyor. O güçlü şiirlerin her birinin içinde efsaneleri kolayca bulabilmek mümkündür.Onun yaşamı elbette gizlerle dolu olmaktadır Çünkü bir kahramanın yapmış olduğu bir büyük olay halkın gözünde öylesine yücelmektedir ki, halk gönlünden geçen her büyük olayı,hatta düşlerini, hayalinde yapılmasını istediklerini de o kişiye kolayca mal etmektedirler.

Tarihsel anlamda Pir Sultan’ın yaşamı şiirlerinde kolayca görülmektedir. Şiirler adeta zamanının bir tarihini ve sosyal, ekonomik durumunu özetler niteliktedir. O nedenle biz Pir Sultan’ın bilinmeyen doğum ve ölüm tarihlerini kolayca çıkartabilmekteyiz.Yaşadığı  devrin yukarıda sözünü ettiğimiz üç Osmanlı padişahı dönemine denk geldiğini anlamaktayız. Ancak hangisinin zamanına denk gelirse gelsin hiç de fark etmemektedir. Çünkü koşullar aynı, yönetim anlayışı aynı, uygulamalar aynı, sadece kişi isimleri farklı. Ancak biz de İbrahim Aslanoğlu’nun görüşlerine katılıyoruz. Elli yıllık dönem içinde yani 1550-1600 yılları arasında bir tarihte idam edildiği gerçeği ortaya çıkıyor. Ve özellikle idamının gerçekleştiği yıl olarak 3. Murat dönemi daha da  akla yatkın gelmektedir. Bunun tarihi ise 1590 ila 1600 tarihiyle bu on yıl içerisinde idam edildiği bir varsayımdan  da öteye geçmemektedir.

Bu görüşü destekleyen Mehmet Bayrak ise 1590 yılında Düzmece Şah İsmail  olarak ortaya çıkan ve Şah İsmail’in oğlu olduğu iddiasında bulunan Düzmece Şah’a sempati beslemiş olabileceğini kaydettikten sonra “ O dönem Sıvas’da vali olan Deli Hızır Paşa tarafından önce hapsedilmiş,sonra da asılmıştır”[10] demektedir yine aynı yazar Pir Sultan Abdal’ın yaşamına ilişkin bizim de katıldığımız görüşleri şöyle özetliyor “ Pir Sultan Abdal’ın çocukluk yılları Yavuz Selim (1512-1520), Şah İsmail Safavi (1502-1524); gençlik ve olgunluk yıllarını Kanuni (1520-1566)- Şah Tahmasab (1524-1576), yaşlılık yıllarını 2. Selim (1566-1574), 3. Murat 1574-1595)”[11] dönemleri bizim de desteklediğimiz görüşlerdir.Bu görüşlere Baki Öz’de ilgi göstermektedir[12]

Pir Sultan Anbdal’ın “ İsmim Koca Haydar nesilim Yemende” diyerek Yemen taraflarından göçerek Sıvas taraflarına yerleşen bir aileden geldiği bilinmektedir. Sivas,Yıldızeli Banaz Köyü Pir Sultan Abdal adıyla da bütünleşmiştir. Yıldız Dağının eteğinde bir dağın yamacına yaslanan Banaz köyü Pir Sultan Abdal’ın doğup,gençlik yıllarını geçirdiği bir yer olarak görülmektedir.1940 lı yıllarda Pertev Naili Boratav bir araştırmasında burasına araba ile ancak altı saatte ulaştığını belirtmektedir.Sıvas’dan Banaz’a  araba ile altı saat süren bir yol  16.yüzyılda oldukça çetin, oldukça sık ormanlarla kaplı,oldukça da saklanmaya elverişli bir yer olsa gerek. “ Pir Sultan Abdal yaşamına ilişkin şiirlerine hayli ipuçları vermektedir. Asıl adı ile,soyu, ailesi,ili,köyü,dostları,dağlar,ırmaklar,şehirler...Bu bilgiler ne kadar doğrudur,sağlıklıdır anlamak zordur. Bu bilgilerin hangileri pirin verdiği bilgiler, hangileri sonradan katılmıştır bulup çıkartmak kolay değildir. O nedenle de bir birini yadsımayan bilgileri ona ait saymak yerinde olur”[13]

 Pir Sultan Abdal gerçeği her zaman iç içe geçmiştir. Bir olayı, bir yanı daima bir tarafını gölgeler nitelikte olmuştur. Bir kesime göre o salt başkaldıran bir kahraman, Osmanlı’ya boyun eğmeyen kellesini veren bir yiğit, kimine göre salt bir ozan, kimilerine göre de bir ocak başıdır.

Bizim görüşümüze göre  Pir Sultan Abdal ocağının ( tekkesinin) başında bulunan bilge bir kişiliktir. Bu bilge kişilik ocağın bağımlılarını (taliplerini) koruyan, kollayan, üretim ve tüketim ilişkileri içerisinde onları yönlendiren, onlara kıymayan, onları incitenlere şiddetle karşı koyan bir anlayış taşıyan bir zattır.Onun ocağı bir okuldur, bir eğitim yuvasıdır. Toplumunun cehaletine asla gönlü razı olmamaktadır.Bilen,bilinçlenen bir topluluğa önderlik yapmaktan zevk almaktadır.

Onun şiirlerindeki bilgelik eğitilmiş bir zatın fikir ve felsefesinin sesini yansıtmaktadır.

Pir Sultan Abdal’ı salt başkaldıran bir önder olarak anlatmak gerçeği yansıtmaz.Bilginler, bilgeler de başkaldırı özelliğini taşırlar.Tıpkı bilge Bedrettin’de olduğu gibi. Kanımca Pir Sultan Abdal’ın en önemli özelliği dede bir kişi oluşu, taliplerini görmesi,onların her türlü sorunlarına eğilmesidir.Cem törenleri düzenler, müsahiplik sisteminin önemini belirtir,anlaşmazlıkları çözer tıpkı bir devlet anlayışındaki sistemin adaletle bütünleştirilmesi gibi. Pir Sultan  Abdal sırf bu özelliklerinden dolayı Anadolu’nun bir çok bölgesiyle ilişkilidir. Kendi ocağına  bağlı dedeleri eğitip, talipleri üzerine bilinçli bir şekilde görgüye göndermektedir. “ Pir Sultan Abdal bir  Alevidir.Daha da ötesi bir  Alevi dedesidir. Pir lakabı, Alevilikte dedelik makamını ifade eden  terimlerden birisidir. En tepede mürşid bulunur. Ondan sonra pir gelir. Mürşitler ve  pirler 12 İmam soyundan gelen seyitlerdir”[14]

“ Pir Sultan Abdal, bir Safavi halifesi. Anadolu Alevilerinin dedelikle yönetilen kesimin iki koldan icazet aldığı kesin.”[15]

Pir Sultan Abdal, Zeynel Abidin  nesline bağlı olarak sunulur Alevi toplumuna.Hatta bunu şiirlerinde bile açıkça yansıtmaktadır. “Zeynel dedem özüm ayrılmaz dardan” dizelerinde bağlı olduğu ocağı açığa vurmaktadır. “O çağlarda, övünmek ya da sözünü geçirmek isteyen bir çok kimseler kendilerinin Seyyid (Muhammed soyundan) olduklarını ileriye sürmüşlerdir. Pir Sultan Abdal’ın ‘hafid-i peygamber ‘ (peygamber torunu) olduklarını ileriye sürmüşlerdir. Alevi Kızılbaşlar arasındaki söylentiye göre de, Ali torunlarından İmam Zeynel Abidin soyundan ve ağu (zehir) içip ölmediği için de Aguiçen diye anılan Kara Donlu Can Baba kolundandır”[16]

Elbette Pir Sultan’ı salt dede, ocakzade  konumunda  topluma sunmak da doğru değildir. Onu bütün yönleriyle değerlendirmek daha da mantıklı olacaktır.

Şiirlerinde başkaldırı onun toplumsal yönünü ön plana çıkartmaktadır.Devamlı Osmanlı yönetimiyle çatışma  halinde olan bir toplumun sürekleri elbette Pir Sultan Abdal’ın bu yönüyle daha da çok ilgileneceklerdir.Bir tarafını öne çıkartıp, başka bir yönünü gölgede bırakmak Pir Sultan Abdal konusunda oldukça eksiklik olacaktır.

Resmi tarihimiz ne yazık ki Pir Sultan Abdal’ı halkına karşı isyan yapan bir eşkıya olarak tanımlamıştır.Halkını seven, halkı uğruna ölümü seçen ancak bir halk kahramanına yakışır, eşkıya ise kendi çıkarları için, çıkarını ve çevresini koruma uğruna  yola çıkar.

Halk şiirinin,halkın kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa aktarılan özelliği nedeniyle bu günlere kadar gelen Pir Sultan Abdal, cumhuriyete kadar Osmanlı aydınları tarafından hep görmezden gelinmiştir.[17]                          


[1] Asım Bezirci, Pir Sultan,Yaşamı Sanatı Şiirleri,Ankara 1986, Mehmet Bayrak Pir Sultanlar,İbrahim Aslanoğlu, Pir Sultanlar, İstanbul 1984

[2] Fuat Köprülü, Bir Kızılbaş Şairi Pir Sultan Abdal,Hayat Mecbuası c.3,1928

[3] xvıı.Asır Saz Şairlerinden Pir Sultan Abdal, Evkaf Matbaası 1929

[4] Pertev Naili Boratav-Abdulbaki Gölpınarlı, Pir Sultan Abdal, Ankara 1943

[5]İlhan Başöz derlemelerinde Aşık Ali İzzet’ten aldığı Pir Sultan Şiirlerinin,Cahit Öztelli’ye başka mahlasla da verdiğini söylemektedir. İ.Başgöz, Aşık Ali İzzet Özkan,Yaşamı Sanatı Şiirleri,Tarih Kurumu Basımevi 1979 Ankara

[6]  Pertev Naili Boratav, A.Baki Gölpınarlı  age.önsöz

[7] İbrahim Aslanoğlu age.s.46,47

[8] Ali Balım, Pir Sultan Abdal, Emek Basım Yayınevi, Ankara 1957

[9] Adnan Binyazar,  Halk Anlatıları, Mozaik Yayınları, 1955 Istanbul

[10] Mehmet Bayrak, Yazko Edebiyat, Eylül 1984

[11] Mehmet Bayrak age.

[12] Baki Öz, Osmanlı’da Alevi Ayaklanmaları, Ant Yayınları, İstanbul 1992

[13] Ali Yıldırım, Pir Sultan Abdal, Ayyıldız yayınları,1994 Ankara

[14]  Rıza Zelyut, Pir Sultan Abdal, Gerçek  Yaşamı,  Kişiliği, Alevişliği, Nefes Dergisi 1996

[15]  Nejat Birdoğan, Pir Sultan Üzerine, Sıvas Folkloru, Mayıs 1988

[16]  Cevdet Kudret, Halk Şiirinde Üç Büyükler 2 Pir Sultan Abdal, İnkılap Kitabevi 1985, s.7 Istanbul

[17]   Öner Yağcı, Pir Sultan Abdal, Yaşamı ve Bütün Şiirleri, Gün Yayınları 1996 Istanbul






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
TEBDER KURULUMUDUR