TEBDER KURULUMUDUR
MANA YAZILARI
ALEVİLİK İNANCININ ÖZLERİ

Kutsal Makam

Kutsal makam

Balkanlar'da bugün bile gözle görülen, elle tutulan kanıtlar, dillerde dolaşan söylenceler, kitaplar, makaleler mevcuttur ve hepsi Sarı Saltuk ile ilgilidir. Bunlar öyle belgeler ve evraklardır ki, Sarı Saltuk'un Balkanlar'a ayak bastığını, birçok yerleri gezdiğini ispat ediyor. Saltuk Dede, üstün zekâsıyla, insanlara olan yakınlığıyla, onların ruhunda yer bulabilen ulvi kişiliğiyle ortaya çıkıyor. Bu yüzden Balkanlar'ı gezerken nasihat vermek için konakladığı her yerin kutsallaştığını görüyoruz. Zamanla Sarı Saltuk hatırasına anıt makamlar yapılmış. Bu makamlardan bazıları yedi asır sonra bile yerinde duruyor. Sarı Saltuk Kosova'da Türk varlığının gözle görülen bir belirtisidir. O, kendinden önce Kosova'ya gelen, burayı yurt edinen Türk boylarının arasına katılarak ata yurtlarıyla ilişki hattını sürdürmüştür. İlk Türk devletinden 575 yıl sonra, Mîladî 375'de Hun Türkleri Tuna kıyılarına gelir. Bunlar, Macaristan'a yerleşmeye çalışırken Bizans İmparatorluğu’nu sıkıştırmaya başlar. Avarlar, Kumanlar, Peçenekler buralara damgalarını vurur. Türklerin İslama girmesiyle Balkanlar'a yerleşen Türk boyları da bu dini tanımaya başlar. Bu yüzden Osmanlılardan önce de Kosova'da Müslüman olmuş Türkler görülür. Sarı Saltuk, Seyit Ali Sultan, Kâmil Baba XIII. yüzyılın ortalarında Balkanlar'a yerleşen ve onun dilinden anlayan Türk topluluklarını gezmiş, onlara nasihat vermişlerdi. Dolayısıyla Sarı Saltuk'un da Balkanlar'da İslamın kurumlaşması için büyük etkisi olmuştur.

O, nasihat verdiği yerden ayrıldıktan sonra, konakladığı mekân kutsal sayıldı. Ayakla basılmaması için taşlarla çevrildi ve korunmaya alındı. Zamanla mezar şeklinde bir tümsek yapıldı. Etrafına duvar çevrilip bina içine alındı ve bu yerler Sarı Saltuk'un makamı oldu. Aslında halk, Sarı Saltuk'un, adı geçen yerde gömülü olmadığını biliyor; "Burada Sarı Saltuk Baba'nın vücudu dinlendi" şeklinde konuşuyor. Buna rağmen makam ziyaret ediliyor, geceleri aydınlatılması için kandil yakılıyor. Makama hizmet eden türbedarın ve fakirlerin faydalandığı adaklar getiriliyor.

Sarı Saltuk'un, kendisini anlayan toplulukların arasına girip insanları irşat ettiğini ispat eden birçok delil var. Prizren yakınındaki Dragaş (Krekoyşta) Belediyesi’ne bağlı Mlika Köyü’nde Saltuk döneminden kalma bir mescitte mermer bir kitabe görülüyor. Mescide ait kesme taştan yapılan altı köşeli gövdesindeki kitabede, mescidin hicri 688, miladi 1289 yılına ait olduğu görülüyor. Aynı kitabenin hicri 1238, miladi 1822 yılında Ahmed Ağa tarafından onarıldığı da yazılıdır. Ahmet Ağa'nın onardığı caminin 1389 yılında meydana gelen Kosova Savaşı’ndan yüz yıl önce inşa edildiği anlaşılıyor. Buna göre Mlika'da nüfusun I. Kosova Savaşı’ndan yüz yıl önce Müslüman olduğu kesinlik kazanıyor. Bugün de köyde ve bütün Gora ile Opola yöresinde sadece Müslüman halk yaşıyor. Köy halkının Suriye'den geldiği biliniyor. Bu yüzden kendilerine "Halepli" deniyor ve bu aileler Halepli, yani (Halepovsi) soyadını taşıyor. Halepli soyadını, Kruşevo Köyü’nde de birçok aile kullanıyor. Halepli ailelerin birçoğu 1956-1960 yıllarında Makedonya'ya ve Türkiye'ye göç etti. Haleplilerin Gora'ya XIII. yüzyıldan önce gelip yerleştikleri biliniyor. Bunlar 1231 yılında Moğol akınlarından dolayı Türkistan'ı terk edip Halep'e sığınan halk kitlesinin bir bölümüdür. Türkistan'dan kaçan halk kitlesinin başında bulunan Süleyman Şah, Halep'e doğru giderken, Fırat Nehri’ni geçmek için uygun bir yer arıyor, fakat bu sırada attan düşüp boğuluyor. Süleyman Şah'ın, Caber Kalesi’nin yakınında bulunan kabri bugün de Suriye'de "Türk Mezarı" olarak maruftur. İşte o yıllarda Türkistan'dan göç eden kafilenin bir bölümünün Kosova'ya, ta Gora'ya geldiğine dair kanıtlar var. Gora ve Goralı ile Türkiye'nin doğusunda bulunan Goran Aşireti arasındaki isim benzerliği rastlantı olmayıp, oradan gelen kişilerin aslını ifade eder. Goralıların Süleyman Şah kafilesinden ayrıldıktan sonra Kosova'ya gelip bugünkü Dragaş civarına yerleştiklerini, halen korudukları gelenekleri ve görenekleri kanıtlıyor. Bu durum Goralıların özbeöz Türk olduklarını gösteriyor. Süleyman Şah'ın üç oğlundan biri, Osmanlı devletinin adını aldığı Sultan Osman'ın babası Ertuğrul'dur.

Kumanların torunları

Goralılar, Müslüman Türk medeniyetini tam anlamıyla benimseyen cesur bir Türk topluluğu olarak tanınır.

Bunlardan Mlika ve Kruşevo'dakiler, Halep civarından gelen Selçuklu Türklerindendir. Diğerleri ise onlardan önce Orta Asya'dan kuzey göç yolunu (Hazar Denizi, Karadeniz'in kuzeyini) takip ederek Ukrayna ile Besarabya'ya giden, buradan da XI. asırda Balkanlar'a inen Peçeneklerin yardımı ile 1304'ten itibaren Rodoplar, Batı Trakya, Pirin ve Vardar Makedonya'sını hâkimiyetleri altına alan Kıpçakların veya Avrupalıların Kuman olarak adlandırdıkları kabilelerin torunlarıdır.

Kosova'dan başka Arnavutluk'ta, Makedonya'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, Karadağ'da, Sırbistan'da ve Bosna-Hersek'te de bu unsurlara rastlıyoruz.

Kuman Türklerinin Balkanlar'a gelmeleri, Kuzey Çin'de miladi 916 tarihinde "Hitay Devleti"inin ortaya çıkmasıyla başlamaktadır. Ana yurtlarında "Kimak" yahut "Kimek" adıyla anılan Kuman Türkleri, 916 tarihinde Kuzey Çin'den ayrılıyor ve büyük bir fütuhat arzusu ile yanıp tutuşuyorlar. İşte bu Türkler, bütün kuvvetlerini ve varlıklarını Ruslara karşı verdikleri mücadelede gösteriyorlar.

Bizanslılar bunlara Komani, Macarlar Kun, Kuman ve Paloç, Almanlar ise Falon ve Falb, Ermeniler ise "Charteş" diyorlar. Latinler "Cumanni" şeklinde hitap ediyor. Bu tabirler Alman, Ermeni dillerinde "sarışın ve kumral" manalarını ifade etmektedir. Nimeth'e göre Kıpçak kelimesi "hiddetli, kızgın, cesur" anlamına gelmektedir. Kumanlar bir hamlede baştan başa adeta bir kasırga gibi Rus ovalarını, steplerini ele geçirdikleri için Ruslar onlara "Polovets" (Ovalı) diyorlar. "Ovalı" ve kısmen "Sarı Saçlı" sıfatını taşıyan Kuman Türkleri Balkanlar'ın dağlık bölgelerinde de üstün kabiliyet ve istidat gösterdiklerinden "Goran" (Dağlı) sıfatı ile de adlandırılmışlardır.

Hıristiyanlaştılar

Miladi 1034 yılından itibaren Peçenek ve Kuman Türklerinin Rodoplar ve Batı Trakya ile Pirin ve Vardar Makedonyası bölgelerine, hatta İstanbul surlarına kadar inmeleri Bizans'ı çok ciddi telaşlandırmıştı. Bu nedenle Bizans 1050 yılında büyük bir ordu teşkil edip Peçenek ve Kumanların üzerine sevk etmiştir. Fakat Bizans devleti yenilgiye uğrayınca barış isteğinde bulunmak mecburiyetinde kalmış ve 1054 yılında barış antlaşması yaparak vergiye bağlanmışlardır. 1081 yılında Kuman ve Peçenek Türkleri aralarında anlaşarak "Kuman -Peçenek Türk Federasyonu"nu kurmaya muvaffak olmuşlar ve Kumanova kentini başkent yapmışlardır. Fakat bu iki kardeş Türk kavmi Bizanslılarla ve gayri Türk unsurlarla savaşacakları yerde, Bizanslıların adi politik entrikaları yüzünden birbirleriyle savaşarak "milli birliği" yıkmışlardır. Bu sebeple federasyon, miladi 1091 tarihinde yıkılarak varlığını ve politik fonksiyonunu tarihin karanlıklarına terk etmiştir.

Federasyonun yıkılmasıyla Peçenek Türklerinin çoğu Bosna-Hersek ve Sofya'ya çekilerek hayatlarını sürdürdüler. 1091 yılından, Osmanlıların buralara gelmesine kadar, özellikle X. ve XIV. asırlar arasında Balkanlar'da Slav akınlarına maruz kalan bu Türk boyları büyük ölçüde inançlarını kaybetmişler, Slav dili etkisi altında kalmışlardır; ama eski örf, âdet ve geleneklerini devam ettirmişlerdir. Örf, âdet ve geleneklerine böyle sıkı sıkıya bağlı kalmaları, İslam dinini çok kolay benimsemelerine yol açmıştır. Özellikle Pomak Türklerinin İslamı kabul etme hususu, buna açık bir misaldir. Romanya, Macaristan, Avusturya ile Çek ve Slovak ülkeleri içlerine kadar giden Kumanlar, buradaki gayri Türk unsurların içinde Hıristiyanlaşmışlar ve kendi etnik varlıklarını dahi kaybetmişlerdir.

Konya'dan Kosova'ya

Sarı Saltuk ile ilgili kaynaklar Türklerin Balkanlar'a en az 1500 yıl önce geldiğini kanıtlamaktadır. Hun Türkleri Attilâ'nın kumandası altında Bizans'ı sıkıştırmış, Roma’yı vergiye bağlamıştır (452). O çağlarda dünya hâkimiyetinin timsali sayılan Ares'in kayıp olan kutlu kılıcı Attilâ'nın elinde idi. Bu yüzden Avrupa halkı için Attilâ "Tanrının Kılıcı"dır. Avar Türkleri Adriyatik sahillerine kadar gelmiş, buralara şehir kurma teşebbüslerinde bulunmuştur. Bunların arkasından Kuman Türkleri gelmiş, Jiça'daki Sırp Patrikhanesi’ni yıkmışlardır. Daha sonra Sırplar Kosova'ya geçmiş ve Ipek Patrikhanesi’ni kurmuşlardır. Peçenekler ve Oğuz ile Uz Türkleri de Balkanlar'a gelmiş, ama hükümet kuramamışlardır. Tüm bu Türk boyları Slavların Balkanlar'a gelmesine de sebep olmuşlardır. Kafkaslar’dan Balkanlar'a devam eden çok uzun sefer sırasında Slav kadınlarıyla evlenmeler başlamıştır. Türklerin Balkanlar'a getirdikleri Slav kadınları zamanla Türklerin Slavlaşıp erimesine yol açmıştır. Fakat, Osmanlı Türklerinin Balkanlar'a gelmesiyle halen Türk özelliklerini tamamen kaybetmemiş olan halk, İslam dinini kabul etmiş; ama Slav dilinin etkisinden kolayca kurtulamamıştır. Çünkü Osmanlı dile değil; Allah'a, imana önem vermişti. Bizans devleti yöneticilerinin, IX - XIII. yüzyıllarda bir taraftan Slavların diğer taraftan Latinlerin Batı Trakya ve Rodoplar ile Makedonya eyaletleri üzerinde ciddi bir hâkimiyet kurmalarını önlemek için Anadolu'dan, Babeki ve Çepnileri, bilhassa Konya'nın bazı bölümlerinden birçok Türkmen kabilesini gayet tavizkâr tekliflerle bu yörelere getirip iskân ettikleri bilinmektedir.

Bin yıllık adlar

Anadolu'dan iskân edilen bu Türk-Müslüman grubu, bu bölgede yaşayan Kuman Türkleri arasında İslamiyetin yayılmasında büyük bir rol oynamışlardır. Ayrıca bu Türk gruplarının hareketleri sırasında birçok Türkmen babası, şeyh, derviş ve abdal bu bölgelere gelip Orta Asya, Anadolu ve Kafkaslar'daki Türk topluluklarıyla ilişkileri sağlamışlardır. Onlara İslamı benimsetmek ve sevdirmek için güzel konuşma, güzel davranış ve örnek yaşayış gibi her türlü meziyetleri azami bir şekilde kullanmışlardır. Bunlar içinde en çok Sarı Saltuk'tan söz ediliyor. Bu akım Ehlibeyt yoludur. Tasavvuf ve irfan yoludur.

Görülüyor ki Balkanlar'daki Kuman Türkleri arasında İslamiyet, büyük ölçüde Osmanlıların Balkanlar'ı fethetmesinden önce Anadolu Türkleri ve tarikat mensupları tarafından yayılmıştır. Fetihlere paralel olarak, zaman içinde Anadolu'dan Balkanlar'a geçen Yörükler, Istranca Dağları’ndan Rodop Dağları’nın tümüne, Şar Dağı’na ve Makedonya'ya kadar uzanan irili ufaklı sayısız cemaat halinde davarlarıyla serpilerek yurtlanmışlar ve bu yörelerdeki dağ, tepe, yaylak, eğrek, akarsu ve köylere ekip biçtikleri mezralara bugün dahi kullanılmakta olan yer adlarını vermişlerdir ki, bu adların çoğu ya bu cemaatlerin yahut onların reislerinin adlarından kökenleşmiştir.

Edirne'yi fethet!

Hoca Ahmet Yesevi, "doksan dokuz bin müridinin bu en seçilmişi”ne, "Saltuk Mehmed'im, seni Rum'a saldım. Var git, yedi krallık yerde nam ve Şan sahibi ol" diyor.

Ve Sarı Saltuk yedi yüz sadık müridi ile yola düşüyor.

Sarı Saltuk'un Balkanlar'a otuz beş bin kişi ile geldiği de söylenir.

Bir rivayete göre Hz. Peygamberimiz rüyada "Seyit Saltuk! Edirne’yi fethet ve Müslüman et; ümmetim bu yeri elden komasın" buyurmuş. Edirne fethedilip Müslüman ediliyor. Seyit Saltuk bu şehri çok seviyor. Ömrünün son kırk senesinde dönüp dönüp konakladığı yer bu şehir oluyor.

Hz. Peygamber bir hadisinde "Harp hiledir" demiştir. Saltuk Baba, işini buradan tutmuş; kâfirlerin dilini, dinini ve sıla töresini öğrenmiş, sırası gelince kiliselerde sarı sakalını sıvazlaya sıvazlaya vaaz vermiş, bir gün Ayasofya'da herkesi vaftiz etmiş, bu hilelerle düşmanın arasına sokulmuş, onları içinden vurmuş. Dobruca'da kral kızlarına musallat bir ejderi öldürünce kırk bir kâfir imana gelmiş. Lehistan'da ünlü bir papazı öldürüp, oradaki bütün Tatarları Müslüman etmiş. Sonra bu yüz elli bin yeni Müslümanı şimdiki Danzig şehrine yerleştirmiş, daha sonra yine binlerce Hersekliyi hak dinine sokmuş.

Beyaz çiçek

Sarı Saltuk, Balkanlar'da XIII. yüzyılın tanınmış bir İslam bilginidir. Hastaları sağaltan, özellikle sarılık hastalığından mustarip büyük bir şehri bile iyileştirebilen keramet sahibi bir zattır. Horasan'dan gelip Anadolu'ya yerleşen Bektaşi tarikatının kurucusu Hacı Bektaş Veli'nin mürididir. Sarı Saltuk'un, papaz giysileri içinde, bu yörelerde yaşayan Hıristiyanlar arasında bile İslam dinini yaymaya çalıştığı söylenir.

Kosova'nın “İpek” efsanesine göre Sarı Saltuk Türkiye'de Sarıyer Köyü’nde doğmuş dürüst, akıllı, dindar biriymiş. Çevresinde çok öğrenci varmış. Yedi öğrenci gelmiş, onların her biri ondan ders görerek kemale ermiş. Sarı Saltuk ölünce her biri cenazeyi kendi memleketine götürmek istemiş, aralarında tartışma büyümüş. Bu sırada Allah tarafından yedisi de rüyasında Sarı Saltuk'u görmüş. Sarı Saltuk hepsine aynı vasiyette bulunmuş: "Her biriniz birer tabut alın, hangisinde beyaz çiçek görürseniz ben orada olacağım. O tabutun sahibi beni alıp ülkesine götürsün" demiş. Ertesi gün hepsi birer tabut almış. Ancak hepsinin de yanında birer beyaz çiçek bitmiş. Her birisinde birer Sarı Saltuk varmış. Hepsi tabutunu alıp memleketine götürmüş. Bu durum yedi ayrı yerde Sarı Saltuk mezarı, kırkın üzerinde de makamın bulunmasına neden olmuş. Makamların üzeri uzun ve ahşap kubbelidir. Pirlep'teki Sarı Saltuk makamının duvarları taştan olup, çatısı ahşap ve kiremit örtülüdür. İç tarafı ise kubbelidir. Ama uzun zaman tamir görmediği için sıvanın büyük bir bölümü dökülmüştür. Makamın, Pirlep Suyu kenarında ve bu suyun çok kere taşarak sellere sebep olmasına rağmen yıkılmayışı Sarı Saltuk'un manevi gücüne olan inancın artmasına neden olmuştur. Hele 1979 seli birçok evi alıp götürmüşken, Sarı Saltuk makamının hasar görmeden ayakta kalması, uzak yerlerden insanların bile makamı ziyaret etmesine sebep olmuştur.

‘Hz. Ali Günü’

Paştrik'teki Sarı Saltuk makamı halkın “Hz. Ali Günü” olarak adlandırdığı 2 Ağustos günü özellikle çok ziyaret edilir. Makam civarında koyun, koç gibi hayvanlar kurban edilir, pilavlar pişirilir, zikirler yapılır ve her çeşit hastalığa şifa bulmak için dualar edilir. Sarı Saltuk makamının yanında bir kabir daha vardır. Kimine göre bu kabir Sarı Saltuk'a hizmet eden abdalındır, kimine göre ise makama bakan ve hizmet eden Ahmet Baba'nındır. Rumeli'ye Sadi tarikatını yayan ve bu tarikatın Rumeli'de ilk şeyhi olan Süleyman Efendi Aczi Baba'nın (1537-1652) bir gece rüyasında Sarı Saltuk'u gördüğü ve buralara İslamı yaymaya geldiği zaman dinlendiği bu yeri mübarek sayarak bu makamı kurduğu söylenir. Bu yüzden makama Prizren'de hastane olan Sadi Tekkesi sahip çıkmaktadır.

Saltuk makamları

Bugünkü Romanya'nın Dobruca bölgesinde bulunan Babadağ'da gerçek mezarı bulunduğu kabul edilen Sarı Saltuk'un Kosova'da birçok makamı vardır. Bu makamlar, Dragaş'a yakın Plava Köyü’nde, Jur Köyü’nde, Vırmiça - Dragaş kavşağının sağında, Paştrik Dağı’nın tepesinde, Yakova İpek arasındaki Pirlepe Köyü’nde, Begay'da ve İpek'i Priştine'ye götüren yol üzerindeki Köşk Köyü’nde bulunuyor.

Kosova sınırları dışında Sarı Saltuk makamları Ohri'deki Sveti (Aziz) Naum'da, Arnavutluk'ta Kruya'da, Bosna-Hersek'te Mostar yakınlarındaki Blagay'da ve Korfu'da bulunur. Kruya'da Saltuk makamlarından başka Sarı Saltuk ormanı da vardır. Blagay'daki makamın içinde, onun öğrencisi olduğu söylenen Açık Baş'ın kabri de vardır. Makamın yanında bir Kadiri tekkesi de mevcuttur. Tekke XVII. yüzyıl ortalarında Halveti tarikatına geçmiş, 1925 yılından sonra yine Kadiri tarikatına bağlı dervişler tarafından kullanılagelmektedir.

Kosova'da Dragaş'a yakın Plava Köyü civarında, taştan örülmüş, kubbesi kaya ile örtülü Sarı Saltuk makamı. Taştan örülmüş yuvarlak dört sütün üzerinde duran kubbenin altında kabir yok. Sarı Saltuk Baba'nın Türklüğü ve Müslümanlığı yaymak için geldiği zaman burada dinlendiğine inanılıyor. İslamı yayan anlayış gönüllerde yüzyıllar geçmesine rağmen insanlar bu türbeleri kutsal saymışlardır. İslamın Emevi yorumu hiçbir zaman İslamın gerçek temsilcisi olmamıştır. Esasen İslamı saltanat dinine dönüştürmüş ve din üzerinden çıkar ve erk elde etmek için din adına hareket etmişler, fakat asla Muhammedî yolun temsilcileri olamamışlardır. İslamın gerçek değeri Ehlibeyt yoludur.

Ali YÜCE Dede




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
TEBDER KURULUMUDUR