TEBDER KURULUMUDUR
MANA YAZILARI
ALEVİLİK İNANCININ ÖZLERİ

Yakarış Duası


ALEVİ'NİN YAKARIŞ DUASI -


Ben ALEVİYİM diyen can, bu duayı hergün düşünerek okumalı!
NUDBE/ YAKARIŞ DUASI

(İmam Mehdi efendimizin dualarından olduğu bildirilmiş, her bayram sabahı özellikle Gadir Hum günü sabahı ve Cuma günü sabahları okunması tavsiye edilmiştir.)
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd-ü sena; onun peygamberi Efendimiz Hz. Muhammed ve Ehli Beyt’ine salat ve selamlar olsun.

Ya Allah! Zat’ın ve dinin için seçmiş olduğun ve kendilerine sonsuz nimetler bahşettikten sonra, bu adi dünyanın her türlü süs ve ziynetine rağbet etmemelerini şart koştuğun velilerinin, başlarına ne geldiyse senin bilgin dahilinde olduğuna ikrar eder ve bu hükmüne boyun eğerek sana hamd ederiz. Nitekim onlar da bu şartı kabul ettiler ve dolayısıyla sen onların sana karşı ne kadar vefakâr olduklarını takdir ederek yanına yaklaştırdın; onların adını yücelttin ve tazim ettin.

Onları ilminle mükafatlandırdın; kendine vasıta, rızana vesile yaptın. Kimisini cennetinden çıkarttığın güne kadar o cennette bıraktın. Kimisini, inananlarla birlikte gemine bindirip helak olmaktan kurtardın. Kimisini kendine dost (halil) olarak seçtin. Kimisine ağaçtan seslendin ve kardeşini kendisine vezir tayin ettin. Kimisini dünyaya babasız olarak getirttin ve onu Cebrail’le kuvvetlendirdin.

Onların her birine bir şeriat ve yol tahsis ettin. Ayrıca her muayyen bir müddet zarfında her birine birer vasi seçtin ki, dinini devam ettirsinler. Ve bu esnada kullarına birer delil olsunlar. Böylece hakk zail olup batıl galip gelmesin ve hiç kimse çıkıp ta; “Bizi dalalet yolundan çevirip hidayete götürecek uyarıcı bir Resul göndermedin” diyebilmesin.

Ta ki sıra Habibin Muhammed (s.a.a)’e geldi. O, senin seçtiğin gibi, bütün yaratıklarının efendisi, seçtiklerinin en seçkini olmuştur.

Onu, bütün peygamberlerinden üstün tutup, insanların ve cinlerin peygamberi olarak gönderdin. Dünyanın doğusuna ve batısına ayak atmasını sağladın ve mirac gecesi “Burak” denilen bineği emrine verip göklerin en yüksek katına çıkararak ona olmuşun ve olacağın ilmini emanet ettin.

Sonra onu, Cebrail, Mikail ve nişaneli meleklerle kuşatıp, korudun. Ve onun dinini, müşrikler hoşlanmasa da bütün dinlerden üstün kılacağını ona va’dettin. Bunları, onu aşiretinin en güzel mekanına yerleştirdikten sonra yaptın. Daha önce de onun ve aşireti için insanlar için inşa edilen, Mekke’deki çok mübarek ve alemlere hidayet timsali olan ilk mabedi yaptırdın. Orada açık işaretlerle Hz. İbrahîm’in makamı vardır.

Ve buyurdun ki: “Ey Ehli Beyt! Allah sizden her türlü günah ve çirkinliği uzaklaştırıp sizi tertemiz kılmak istiyor”. Sonra Muhammed (s.a.a)’e, ecir olarak onların sevgisini tavsiye ederek buyurdun ki: “De ki: Ben bu tebliğimden dolayı sizden, akrabalarıma karşı sevgiden başka bir mükafat istemiyorum”. Ve buyurdun ki: “Ey Resulüm! De ki: Ben bu yaptığım tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum, ancak Rabbine bir yol tutmak isteyen kimseler istiyorum”.

Anlaşıldı ki onlar, sana giden başlıca yol ve cennetine giden yegane geçittirler.

Ne var ki, onun da günleri dolunca, Velisi olan Ali bin Ebi Talib’i Hadi olarak tayin etti. Zira kendisi Münzir (uyarıcı) idi ve her kavmin bir de Hâdisi (hidayet edicisi) olması gerekliydi. Onun içindir ki, halkın bütün seçkinleri huzurunda şöyle buyurdu: “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol; yardım edene yardım et, terk edeni terk et”. Ve buyurdu ki: “Ben kimin peygamberi isem, Ali onun Emir’idir”. Ve : “Ben ve Ali tek bir ağaçtanız, diğer insanlar ise çeşitli ağaçlardandır”.

Ayrıca, onu Harun’un Musa’dan olan makamına yükselterek buyurdu ki: “Sen benden Harun’un Musa’dan yakınlık derecesi ne ise, aynı derecedesin. Ancak benden sonra peygamber yoktur”.

Aynı zamanda peygamber onu bütün alem kadınlarının Hatun’u olan kızıyla evlendirdi. Ve mescitte kendisi için helal olan her şeyi ona da helal kıldı. Ve mescidin bütün kapılarını kapattırarak, yalnız onun kapısını açık bıraktı. Sonra ona ilmini ve hikmetini emanet ederek dedi ki: “Ben ilmin şehriyim Ali’de onun kapısıdır. Her kim bu şehre girmek istiyorsa kapıya gitsin”.

Sonra ona hitaben şöyle buyurdu: “Sen benim kardeşim, vasim ve varisimsin. Etin etimden ve kanın kanımdandır. Senin barışın benim barışım, harbin de harbimdir. İman, nasıl benim etim ve kanıma karışmışsa, senin de etin ve kanına karışmıştır; ve sen yarın havuzumun başında benim halifemsin. Benim borcumu sen ödeyecek, vaadlerimi yerine sen getireceksin; ve senin şian cennette nurdan minberler üzerinde yüzleri ak olarak bana komşu olacaklardır. Sen olmasaydın, benden sonra müminleri kimse tanımayacaktı.”

Ve gerçek şudur ki Hz. Ali, Peygamber’den sonra dalaletten hidayete, karanlıktan aydınlığa irşad eden bir meş’ale olarak kaldı. Hep peygamberin yolundan gitti. Kuran’ın te’vili üzerine savaşarak Allah’ın yolunda cihad etmekten hiç geri kalmadı. En büyük cengaverlerini öldürdüğü için, Araplar ona çok kin bağlamışlardı. Bundan dolayı ondan intikam almaya kalkışarak ona karşı savaş ilan ettiler. Ama yine de o, ahdi bozanları (Nakisin), adaletten sapanları (Kasıtin) ve dinden çıkanları (Marıkin) katletmekten çekinmedi.

Ne var ki, onun da eceli gelip İbni Mulcem tarafından şehid edildikten sonra peygamberin Ehli Beyt’i hakkında yapmış olduğu tavsiye ve emirlere, küçük bir azınlığın dışında kimse riayet etmedi. Aksine ümmetin büyük bir kısmı, onun neslini tüketme girişimlerine ısrarla devam etti. Öldürülen öldürüldü, uzaklaştırılan uzaklaştırıldı. Böylece Allah’ın hikmeti onları, sonucu hayırlı ve mükafatı büyük olacağı muhakkak bir dizi işkencelere maruz kalmalarını mukadder eyledi. “Muhakkak ki yeryüzü Allah’ındır; kullarından dilediğini ona varis kılar. Sonunda elbette ki kurtuluş Allah’tan korkanlar içindir”. Ve: Rabbimizi tenzih ederiz. Gerçekten Rabbimiz vaadini yerine getirmiştir. Ve “Elbette Allah vaadinden caymaz. O aziz ve hakimdir.”

Ağlayanlar, Muhammed ve Ali soyundan olan pak ve güzel insanlara ağlasın!

Yas tutanlar, onlara yas tutsun!

Gözyaşları onlar için aksın!

Feryad edenler, onlar için feryad etsin!

Haykıranlar, onlar için haykırsın!...

Nerede Hasan, nerede Hüseyin, nerede Hüseyin’in çocukları? Nerede o birbirini takip eden Salih ve Sadıklar? Nerede o yeni doğmuş güneşler? Nerede o parlayan aylar? Nerede o ışık saçan yıldızlar? Nerede dinin bayrakları, nerede ilmin temelleri? Nerede Allah’ın sevabından hiç yoksun olmayan o hidayet timsali zürriyet?...

Nerede zalimlerin kökünü kazımak için hazırlanmış imam? Nerede eğrileri doğrultacak o beklenen? Nerede o zulüm ve düşmanlığı ortadan kaldırmaya gelmesi ümit edilen? Nerede farz ve sünnetleri yenilemeye atanmış olup gelecek olan? Nerede dinin ve şeriatın iadesi için seçilen? Nerede kitap ve hükümlerini diriltmesi umulan? Nerede hakka tecavüz edenlerin şiddet ve kuvvetini kıracak olan? Nerede şirk ve nifak evlerini yıkacak, fısk ve isyan ehlini mahvedecek olan?

Nerede Evliya’yı aziz ve üstün kılıp, düşmanları zelil ve hakir kılacak olan?

Nerede ondan girmek şart olan Allah’ın kapısı? Nerede fetih gününün sahibi ve hidayet bayrağının açıcısı? Nerede Kerbela’da şehid edilenin kanını isteyecek olan? Nerede peygamber Mustafa’nın ve Aliyyü’l Murtaza’nın ve Hatice ile Fatıma Kübraların oğlu?

Annem ve babam sana feda, nefsim sana koruyucu ve hami olsun. Ey Allah’a yakın olan efendilerin oğlu! Ey soyu pakların oğlu…

Ey seçkin, Salih ve terbiyeli kişilerin oğlu...Ey güzel ve tertemiz şahısların oğlu...Ey eli açık asillerin oğlu...Ey ışık saçan dolunayların oğlu...Ey ilmi kâmillerinin oğlu…Ey gözle görülen mucizeler ve sabit delillerin oğlu...Ey sırat-ı müstakıym ve Nebei azıym’in oğlu...Ey ana kitapta şan’ı çok yüce, hikmetle dolu olanın oğlu...Ey vazıh ayetlerin ve açık kanıtların oğlu...Ey göz kamaştırıcı burhanların ve nihai mertebeye erişmiş hüccetlerin oğlu...Ey Ta-ha, Ya-sin, Zariyat, Tür ve Naziat’ın oğlu...Ey iki yay aralığı kadar yahut daha az bir mesafeye yaklaşıp sarkanın oğlu…

Ah keşke nerede yerleşip kaldığını bir bilsem. Acaba “Radva” da mı yoksa “Zi Tuva” da mısın? İnsanları görüp de seni görmemek, kımıldanışını sezmemek ve fısıldayışını işitmemek bana ne kadar acı geliyor. Canım sana feda! Gaybete çekilmiş de olsan, bizden uzak değilsin...Ey efendim! Ne zamana kadar senin bu durumuna şaşkın vaziyette kalacağım, ne zamana dek? İnsanların seni terk etmesine karşın, senin durumuna ağlamam beni çok üzüyor. Bana yardımcı olacak biri yok mu? Ağlayışımı ve feryadımı daha da uzatayım.

Ey Ahmed’in oğlu! Seni bulmanın hiçbir yolu yok mu? Günümüz yarınımıza bağlanırken sana kavuşacak mıyız? Ne zaman o bol sulu kaynağına gidip kanasıya dek içeceğiz? Zira çok susuz kaldık. Ne zaman biz seni göreceğiz, sen de bizi göreceksin? Umarız, o zaman zafer bayrağını açmış olursun.

Acaba senin etrafını sardığımızda, seni toplumun başında imam olarak, dünyayı adaletle donattığını ve düşmanlarını ezip onları cezalandırdığını görecek miyiz?Kibirlenenlerin başını kırdığını, zalimlerin kökünü kazıdığını görecek ve Allah’a hamdolsun diyebilecek miyiz?...

Ey Allah! Keder ve musibetleri bizden uzaklaştıran sensin. Senden yardım istiyorum; en büyük yardım ve nusret senin yanındadır.

Dünya ve ahiretin Rabbi sensin. Ey yardım dileyenlerin yardımcısı, şu dertli kuluna yardım et ve ona efendisini göreceği yolunu göster. Her türlü şiddetli kuvvete sahip olan o efendisi sayesinde, onun üzerinden her türlü hüzün ve üzüntüyü uzaklaştır ve yanık yüreğini soğut. Ey Arş-ı Ala’ya yükselen ve herkesin dönüş ve sonucu kendisine olan…

Allah’ım! Seni ve peygamberini bize hatırlatacak olan Veli’ni özledik. Onu bize bir sığınak olarak yarattın ve müminlere imam yaptın. Allah’ım, ona selamımızı bildir ve bu vesileyle ikramımızı artır. Onun yerleşeceği yeri, bize bir yerleşim ve ikamet yeri kıl ve onu önümüze geçmesini sağlamakla nimetini tamamla ki, böylece şehid dostlarınla birlikte bizi Cennet’ine götüresin.

Allahümme salli ala Muhammed ve Al-i Muhammed!

Ey Allah! Senin salat’ın-rahmet ve bereketin-Muhammed ve Ehli Beyt’ine olsun; ayrıca büyük babası Resulü Ekrem Muhammed Mustafa, babası Aliyyü’l-Murtaza, büyük annesi Sıddikatü’l-Kübra, Muhammed kızı Fatıma ve seçip tercih ettiğin ihsan ve sıdk ehli atalarına, en mükemmel, en bol salat ve selamın olsun...Ve kendisine öyle bir salat ve bereket bahşet ki, sayısı belirsiz, devamı sonsuz olsun. Ve onunla Hakkı sabit, batılı zail kıl. Sevdiklerinin yaralarını sar, sana düşman olanları tahkir et. Ve bizimle onun arasında öyle bir bağ kur ki, bizi onun geçmişleriyle beraber olmaya götürsün. Onun hizmetinde ictihad edip hakkını ödememize yardımcı ol. Onun rızasını kazanmamızı nasip eyle. Onun duasını, şefkatini ve hayrını bize ihsan et. Onunla namazımızı makbul, günahımızı mağfur ve duamızı müstecab eyle. Onunla rızkımızı bollaştır, kederimizi def’et ve ihtiyaçlarımızı gider…

Ey Allah! O müsamahalı yüzünle bize yönel ve bize rahmet dolu bir gözle bak ki, senin nezdinde kerametimiz tamamlansın.

Ve onun dedesinin (Allah’ın selamı ona ve soyuna olsun) havuzundan, onun eliyle ve bardağıyla, bir daha hiç susamayacak bir şekilde, doyasıya içmeyi nasip eyle; Ey merhametlilerin en merhametlisi!...






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
TEBDER KURULUMUDUR