TEBDER KURULUMUDUR
MANA YAZILARI
ALEVİLİK İNANCININ ÖZLERİ

Hakkı Baba

 
 
HACI BEKTAŞ VELİ VE BALIM SULTAN

Hacı Bektaş Veli’nin Kur’an’ı Anadolu koşullarına uygun bir biçimde yorumlaması, Anadolu ve Balkanlar’da bulunan Aleviler arasında büyük bir ilgi görmüş, bunun sonucu olarak da Bektaşilik, hızla yayılmaya başlamıştır. Bu gelişmeleri yakından ve Balım Sultan’dan nasip aldığı iddia edilen II. Beyazıt, ölen Yusuf Bali’nin yerine 1501 yılında Resul Bali’nin oğlu Balım Sultan’ı, Dimetoka’dan getirterek, Dergâh’ın başına post-nişin olarak atadı. Amaç; Türkmen Alevi-Bektaşi inancına mensup kimseleri İran’ın, daha doğrusu Erdebil’in etkisinden korumaktır. Bu durum, Bektaşilerle devlet ilişkilerini geliştirir. Bundan sonra devlet içersindeki birçok yönetici bürokrat ve ulemadan insanlar, doğrudan Bektaşilik Tarikatı’nın üyeleri olurlar.

Hacı Bektaş Dergahı’nın başına getirilen Balım Sultan, Hacı Bektaş’tan sonraki “mihenk taşı”dır. Zamanın koşullarını dikkate alan Balım Sultan,  uygulamalarla ilgili  bazı düzenlemelere gitmiştir. Örneğin; yüzyıllardan beri gelen Alevi-Bektaşi geleneğine ait kuralları, derlemiş ve dergahta bir düzen içerisinde yaşama geçirilmesini sağlamıştır. Sözel olan Bektaşi geleneğinde düzenlemeler yaparak, yazılı metin haline getirmiştir. Yapısal olarak Bektaşiliği “kurallara” bağlamıştır. Bektaşilik Erkânname’si, Balım Sultan’la son şeklini almıştır. Böylece geniş bir coğrafik alana yayılan Bektaşilik uygulamasında “bir örneklilik” sağlanmıştır.

Balım Sultan,  Bektaşilere göre ikinci pir, yani “piri sani”dir. Özellikle Aleviliğin bir türevi ve Aleviliği yeniden biçimleyen ve onları eğiterek disipline eden bir eğilim olarak kendini ortaya koyan Bektaşilik, Balım Sultan’la kentsel kesimlere ve Osmanlı aydınları arasına da girmiştir. Böylece Bektaşilik tarihinde yeni bir dönem başlar ve Bektaşiler; “Köy Bektaşisi”, “Kent Bektaşisi” olarak farklılaşırlar. Kent Bektaşiliğine “Nazenin Tarikatı” veya  Babalar Kolu anlamına gelen “Babagan Kolu” denilmektedir.

On iki imam inancı, öteden beri var olmasına rağmen Balım Sultan’la daha da önem kazanır ve Bektaşi tarikatının “temel direği” olur. Her bağlının, müridin temel inanışları içerisinde yer alan bir ilke haline gelir. Bu temel ilke, Alevi-Bektaşi edebiyatının temel çeşnisi ve zenginliği olarak yerini alır. Hemen hemen tüm Alevi-Bektaşi ozanları, On iki İmam çeşnisini şiirlerinde malzeme olarak kullanmaya başlarlar. Alevi-Bektaşi edebiyatı bu zenginlik üzerine kurulmuştur dersek, doğru söylemiş oluruz.

On İki İmam anlayışına paralel olarak yaşam “on iki” rakamı üzerine sistemleştirilmiştir. On iki sayısı eski Türk törelerinde de mevcuttur. Bu inanış ile 12 İmam inanışı harmanlanarak Bektaşi kültüründe 12 terkli taç kullanımı ve

12 imam inancının yansımaları görülmektedir. Cemlerde simgesel olarak on iki çerağ yakılır. Kemer üzerine On iki İmamı simgeleyen on iki köşeli “palheng taşı” denilen taş takılır. Bu dervişlerin gönüllerini Tanrı’ya bağlayan bir simge olarak algılanır. “Eline, diline, beline sahip olmayı” gerektirir.

Bektaşi tacı on iki dilimlidir. Tekkelerin meydan yerleri, tekke üstündeki baca ve kubbeler, hep on iki dilimli olur. Bektaşi tekkelerinde pire hizmet görevlerinin her biri bir post ile simgelenmiştir ve temsil edilir. Bu anlayışı Balım Sultan, “on iki post” biçiminde biçimleyerek, tarikatın töreleri arasına kazandırmıştır. Postlardan her biri Bektaşiliğin en büyük adlarından birine bağlanarak anılmış ve böylece o kişiler, ölümsüzleştirilmiştir. On iki İmam “sırrı” olan On İki Post” sunlardır:

1- Hacı Bektaş Veli                                        :Mürşid   veya Horasan postu.

2- Seyid Ali Sultan (Kızıldeli)                   :Aşçı postu.

3- Balım Sultan                                               :Ekmekçi postu.

4- Kaygusuz Sultan                                       :Nakib postu.

5- Kamber Ali Sultan                                   :Atacı postu.

6- Sarı İsmail Sultan                                     :Meydancı postu.

7- Kara Donlu Can Baba                             :Türbedar postu.

8- Hacim Sultan                                            :Kilerci postu.

9- Şeyh Şazeli                                                 :Kahveci postu.

10- İbrahim Aleyhisselâm                       :Kurbancı postu.

11- Abdal Musa Sultan                               :Ayakçı postu.

12- Hızır Aleyhiselam                                 :Mihmandar postu.

 

BEKTAŞİ SÜREKLERİ

 I. Hacı Bektaşi Veli’nin soyundan geldiğine inanılan Çelebiler, yani Dedeğan Kolu  Bektaşiler.

II. Balım Sultan’a Bağlı Babagan kolu Bektaşiler.

III. Soyunun Ehl-i Beyt’e dayandığı bir ocaktan el alan Bektaşiler.

I. Dedegan Kolu Bektaşiler: Dedegan Kolu veya Çelibi Kolu olarak bilinen ocak mensuplarında veraset vardır. Yani bu kimseler, kendilerini Hacı Bektaş Veli’nin soyundan ve onun varisi olarak görürler. Bundan dolaydır ki, Çelebilik, babadan oğula geçer.

II. Babagan Kolu Bektaşiler: 1501 yılında  Hacı Bektaş Dergahı’nın başına getirilen Balım Sultan, 1516 yılında Hakk’a yürüdü. Balım Sultan’ın ardından Yusuf Bali oğlu Kalender Çelebi, Dergah’ın başına post-nişin olarak geçti. Kalender Çelebi, Balım Sultan’ın kardeşidir. O tarihe kadar Osmanlı’nın yanında saf  tutan Hacı Bektaş Dergâhı, 1516′dan sonra  denetim dışına çıkar.  Bu değişimle birlikte Dergah, elini Osmanlı’dan çekip halkın yanında yer alır.  Kalender Çelebi, daha da ileri giderek, Dergâh’ı Osmanlı etki alanının dışına çıkarır, halkın dertleriyle bütünleşmeye başlar. Halk arasında büyük bir etkinliği bulunan Kalender Çelebi, en sonunda isyan bayrağını açar. İsyan bayrağını açar açmaz, çevresine kısa sürede 30.000 kişi topladı. O  dönemin en güçlü beylerinden olan Dulkadiroğulları beyliği de tümüyle Kalender Çelebi’nin yanında yer almış ve sonuna kadar ayrılmamıştır. Hatta Veli Bey, sonuna kadar Kalender Çelebi’yi terk etmemiş ve onunla birlikte ölüme gitmiştir.

Kalender Çelebi ayaklanması, o zamana kadar Osmanlı’ya karşı girişilen en büyük eylemdi. Türkmenlerin hemen hemen tümü Kalender Çelebi’nin yanında yer almıştı.  Osmanlı iktidarının baskıları ve zalimliği öylesine korkunç boyutlara varmıştı ki çoğu beylikler, başlarındaki beylerle birlikte Kalender Çelebi’ye katılmıştı.  Anadolu Beyler Beyi Behram Paşa’nın güçlü ordusunun Sıvas-Banaz yakınlarında Karaçayır denilen yerde Kalender Çelebi tarafından yenilmesi, Osmanlı’nın itibarını iyice sarsmıştı. Bu olay Peçevi tarihinde şöyle aktarılıyor: ”İsyanı bastırmakla Sadrazam İbrahim Paşa görevlendirildi. Anadolu Beylerbeyi ile Aksaray Beyler Beyi de İbrahim Paşa’ya katıldılar. Ancak Kazova’daki çarpışmada Kalender’e yenildiler. Bu çarpışmada Kalender, hep üstün geldi. Karaman Beylerbeyi Mahmut Paşa,  Alai Bey’i Sinan Paşa, Amasya Bey’i Koçi Bey, Birecik Bey’i Mustafa Bey, Anadolu ve Karaman Defterdarları, şehit düştüler”

Kanuni’ye ulaşan haberler, sultanı umutsuzluğa sürüklüyordu. Kurmaylarını toplayıp bunun çarelerini araştırıyordu. Çaresiz kalan padişah, Macaristan seferini yarıda kesip İstanbul’a dönüyordu. Kalender’in üzerine gönderilen güçler birer birer yenilgiye uğratılıyordu. Kanuni ve çevresindekiler, son çare olarak, Kalender’in çevresindeki güçleri bölmek ve böylece asi güçleri yalnız bırakmak olarak görüyordu. İbrahim Paşa, Kalender ordusunda bulunan eski paşalarla, eski beylerle, önde gelen bazı kişilerle gizli görüşmeler yapılıyor ve bunlara yüksek mevkiler, yüklü paralar, topraklar vaad ediliyordu. Öncelikle dirlikleri elinden alınanların dirlikleri iade edilecek. Ordu ve saray çevresinden uzaklaştırılan kimseleri, yeniden kazanmak ilk hedefti. Bu konuda padişah kazançlı çıktı. Menfaat güçleri bir paşalık, bir beylik ve birkaç akçe için padişahın yanında yer aldılar.  Bu görüşmelerin sonuçları ortaya çıktıkça sarayda bir umut ve bir sevinç belirdi..

Sonuda beklenen oldu ve Osmanlı ordusu, harekete geçmeye başlamıştı. Çünkü menfaat güçleri bölük bölük Kalender’i terk ediyordu. Bu hareket, Kalender ordusunda morel çöküntüsü yaratıyordu. Moreli bozulan Kalender Çelebi, Nurhak taraflarına doğru yönelmişti. Nurhak’ın çetin dağlarında yapılan çarpışmalar Kalender’in aleyhine gelişti. Üç aylık bir çarpışma Kalender’i yenilgiye götürdü. Sonuna kadar kendisini terk etmeyen Dulkadiroğlu Veli Bey’le birlikte 22 Haziran 1527 tarihinde kellelerini Osmanlı’ya teslim ediyorlardı.

Ne yazık ki, bu direniş, yani baş kaldırış, 22/6/1527 yılında yine Bektaşi Dergahı’nın eğitiminden geçmiş Yeniçeriler tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştı. Kalender Çelebi olayından sonra o güne kadar kollanan Hacı bektaş Veli Dergâh’ı, kapatılır. Ancak 25 yıl sonra, yani 1552 yılında Sersem Ali Baba’nın Dergah’ın başına “Dede-Baba” olarak, yani  postnişin olarak atanmasıyla tekrar açıldı..

Sersem Ali Baba, Kanunî Sultan Süleyman’ın zevcelerinden Mâh-ı Devrân Sultan’ın ağabeyidir ve esas ismi Server Paşadır. Server Paşa, Kanûni’nin Sadrazamlığına kadar yükselmiştir. Enderun’da yetişmiş bir devşirme olan Server Paşa, acemi oğlanlığı esnasında, Bektaşi tarikatına intisap etmiştir. Balım Sultan’dan el alan Server Paşa, Balım Sultan’ın kardeşi Kalender Çelebi’nin başlattığı ayaklanmadan sonra görevden alınmış ve  1552 yılında Hacı Bektaş Dergâhı’nın başına getirilmiştir. Böylece uzun yıllar kapalı kalan Dergah, yeniden faaliyete geçirilmiştir. Ancak Sersem Ali Baba’nın Dergah’ın başına atanması, İstanbul ve Balkanlar’da değil ama Anadolu Alevilerinde kabul görmemiş,  bu atamayı onaylamayan mualif babalar, Anadolu’daki Alevi ocakları ile birlikte bu gelişmeyi yasadışı kabul etmişlerdi. Bu olaydan sonra Bektaşilik, “Babagan Bektaşilik” ve “Dedegan Bektaşilik” adlarıyla günümüze kadar gelen yapısal bir bölünmeye yol açmıştır. Bu bölünmenin sonuçları, günümüzde de kanayan bir yara gibidir. Bu bölünmüşlük bize, Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” deyiminin, tam tersine dönmüş olduğunu gösteriyor.

“Sersem Ali vardı Pir’e dayandı
Çerağımız kırk budaktan uyandı
Mürşit olan her boyaya boyandı
Hünkâr Hacı Bektâş, Pir’im Hü deyü”

Balım Sultan ve onun ardası olan Sersem Ali Baba’nın başlattığı Dede-babalık sistemine bağlı bulunan Babagan Bektaşiler, yukarıda da bahsettiğim gibi, Çelebileri  velihat olarak görmezler. Doğrudan doğruya Hacı Bektaş Veli’yi “Manevi Pir” kabul ederler. Balım Sultan’ı “piri sanî” kabul ederler ve Balım Sultan erkânı yürütürler. Bu yolda sadece el alma, yani ikrar vardır, musahiplik yoktur.  Aynı Baba’nın cemine giden ve ikrarlı olan canlar, birbirlerini kardeş olarak kabul ederler. Musahipliğin bir başka uygulanış biçimidir. Bazı süreklerde ise ikrar verecek olan can, bağlı olduğu cem erenlerinden saygı duyduğu bir aileyi, kendisine rehber seçer. Rehber seçilen bu aile, nasip alan canı, kendi evladı olarak kabul eder. Nasip alan can da rehber seçtiği bu aileyi kendi öz anne ve babasından ayrı görmez. Buna, ana-baba tutunma denir. Bu da musahipliğin bir başka şeklidir.

Babagan Bektaşilikteki  Hiyerarşik Sistem

1. Muhip: Bu kimselere talip de denir. Kurban kesip, Hakk, Muhammed, Ali yoluna intisap eden, yani ikrar vererek, nasip alan kimsedir.

2. Derviş : Baba adayıdır ve aynı zamanda cem evinde kendisine     verilen hizmetleri yapan kimsedir.

3. Baba: Halife Baba’ya bağlı olarak cem evlerinde inanç önderi olarak cem yürütür.

4. Halife Baba: Dede-Baba’nın bölgesel yardımcısıdır.

5. Dede-Baba: Pir Hünkâr Hacı bektaş Veli’yi temsil eder.

Uygulama Biçimi

1. Muhip: Bu sistemde yol oğlu, önce kurban kesip, nasip alır ve muhip olur. Derviş adayıdır.

2. Derviş : Muhip olarak bu yola giren kimse, kendisine verilen görevleri hakkıyla yapar ve çok çalışır, günü gelince Halife Baba tarafından bir Ayn-i cem töreni ile kendisine “dervişlik” verilir ve derviş kisvesi giydirilir.

3. Baba: Derviş olarak çok çalışır, göze girer, bir gün bir babaya gereksinim duyulduğu zaman, dervişler içersinden en yetenekli olana, bir Ayn-i cem töreni ile Dede-Baba tarafından “babalık” verilir ve posta oturtulur.

4. Halife Baba: Bir Halife Baba’ya gereksinim duyulduğu vakit, babalar içersinden en yetenekli olan baba, Dede Baba tarafından bir Ayin-i cem töreni ile  “Halife Baba” olarak posta oturtulur.

5. Dede-Baba: Dede Baba’nın Hakk’a yürümesi halinde, halife babalar arasında bir seçim yapılır. Örneğin: Dede Baba’ya bağlı halifeler, bir araya gelirler, kapılar kapanır, dışarıyla tüm irtibat kesilir. Seçim başlar. En yüksek oyu alan Halife Baba, bir Ayin-i Cem töreninde “Dede-Baba” makamına (postuna) oturur.

Görüldüğü gibi, burada da el-ele, El Hakk’a sistemi ile yani Hacı Bektaş Veli’nin aracılığıyla  Hz. Peygamber soyuna bağlılık vardır.

Üçüncü Grup Bektaşi Sürekleri

III. Soyunun Ehl-i Beyt’e dayandığı bilinen bir ocaktan el alan Bektaşilerdir. Bu üçüncü grup Bektaşi Sürekleri aşağıda verilmiştir.

 1. Kızıl Deli’ye bağlı Bektaşiler: Yunanistan’ın Dimetoka Kasabası’nda bulunan Kızıldeli (Seyyid Ali) Sultana manevi bağlılıklarını sürdüren bu inanç mensupları, Balım Sultan erkânı yürütmelerine rağmen, Babagan Bektaşilerden farklıdırlar. Örneğin Babagan Bektaşilerde musahiplik yoktur. Kızıldeli’ye bağlı Bektaşilerde, musahiplik vardır.

2. Süceaddin Veli ve Otman Baba’ya bağlı Babai Kolu Bektaşiler: Türkler, özellikle Türkmenler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra; Hazret-i Muhammed ve onun soyunu, daha doğrusu Hazret-i Ali taraftarlığını kabul ettikleri için bu topluluğa “Alevi” denildi. Ebul Vefa, Anadolu’ya geldiği zaman, Aleviliği ilk olarak “Vefailiğe dönüştürerek, bir misyon oluşturmuştur.  Ebul Vefa’nın kısa bir zaman sonra Hakk’a yürümesi üzerine, Garkın Dede, Vefailiğin başına geçmiş, Garkın Dede’nin Hakk’a yürümesinden sonra da Amasya’daki Mesudiye Dergâhı’nın başında bulunan Baba İlyas Horasanî,  Vefailiğin başına geçmiş ve Vefailiği, Babailiğe çevirmiştir. Babailer, bugün Eskişehir yakınlarında bulunan Süceaddin Veli ve Bulgaristan’ın Haskova yakınlarında bulunan Otman Baba’ya bağlıdırlar ve bu iki veliyi kutsamaktadırlar. Şüdaaddin Veli ve Otman Baba, İmam Rıza soyundan geldikleri için bu iki ocağa bağlı babalar da liyakat usulüne göre seçilmiş olmalarına rağmen, “Evladı Resul”e bağlanmış sayılırlar.

3. Bedreddin’i Bektaşiler: Trakya’da özellikle Kırklareli, Lüleburgaz ve köylerinde bulunan Amucaların bir kısmı,  kendilerini Bedreddin’i kabul ederler. Buna rağmen bugün  bu kimseler, İbrahim Gülşani’nin kurmuş olduğu Gülşani Tarikatına bağlıdırlar. Ancak bugün pek çoğu  Babagan Bektaşiliği benimsemişlerdir.

4. Ali Koçlu Bektaşiler: Bulgaristan’ın Gerlova bölgesinde Bulunan Ali Koç Baba’yı kutsarlar. Bu inanç mensupları, bu bölgede bulunan Alvanlar, Küçükler ve Veletler köylerinde yaşarlar. Bu saydığım köylerde yaşayan Ali Koçlular, zaman zaman Türkiye’ye göçmüşler, genellikle başta Çorlu olmak üzere Trakya’nın pek çok yerine yayılmışlardır. Bunlarda da veraset vardır, yani dedelik, babadan oğula geçer ve musahiplidirler.

5. Seyit Battal Gazi Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu dergâhı kutsayan kimseler, genellikle Eskişehir, Kütahya ve Isparta yöresinde bulunurlar.

6. Hüseyin Gazi Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan topluluklar, genellikle, Ankara, Eskişehir, Bilecik ve Kütahya yöresinde bulunurlar.

7. Abdal Musa Ocağına bağlı Bektaşiler: Abdal Musa’yı kutsayan bu kimseler, Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke Köyü ve o yörede bulunan 5- 6 köyde bulunurlar. Bugün Tekke Köyünde bulunan babalar, her ne kadar Abdal Musa’nın yolunu sürüyor görünseler de Babağan Bektaşiliği benimsemiş durumdadırlar.

8. Veli Baba Sultan Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu kimseler, Isparta-Senirkent-Uluğbey’de bulunan Veli Baba Sultanı kutsarlar. Genellikle Isparta, Senirken, Afyon Sandıklı ve yakınlarında bulunurlar.

9. Pir Ahmet Beşeri Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan kimseler, genellikle, Eskişehir ve Ege bölgesinde bulunurlar.

10. Öksüz Ali Baba Sultan Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan kimseler, genellikle, Eskişehir, Bozüyük yöresinde bulunurlar.

11. Koçu Baba Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağa bağlı kimseler de genellikle Eskişehir ve Ankara yöresinde bulunmaktadır.

12. Köse Süleyman Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağı kutsayan kimseler, genellikle Balıkesir, Menemen, Gaziantep ve Giresun bölgesinde yaşarlar. Çepniler olarak bilinirler. Köse Süleyman, Hacı Bektaş’tan el almış ve bugün onun soyundan gelen dedeler, Çepniler üzerinde deldik yapıyorlar. Musahiplik en başta gelen inançlarındandır.

13. Hacı Emililer ve Yanyatırlar (Tahtacı) Bektaşlier: Tahtacıların merkezi Narlıdere olmasına rağmen, çok geniş bir alana yayılmışlardır.

14. Karayağmur Ocağına bağlı Bektaşiler: Bu ocağa bağlı bulunan kimseler, Finike Kâfi Baba köyünde bulunurlar ve Kâfi Baba’yı kutsarlar.

Buraya kadar kısa ve özet şeklinde açıklama imkânı bulduğum bu Bektaşi Sürekleri, benim tespit edebildiklerimdir. Bunların dışında da pek çok ocak ve süreklerin mevcut olduğu bilinmektedir.

Bu özet bilgilerden de anlaşılacağı gibi, Bektaşilik, daha önce de söylediğim gibi, sadece “Dede-Babalık veya Babagan” kolu Bektaşilik sistemine bağlı bir kurum olmayıp, Hacı Bektaş Dergâhı’ndan el almış (icazet) ve Hacı Bektaş felsefesini benimsemiş olan ocak veya süreklerdir.

Âl-i Osman Oğluna hüküm yürüten

Nazar ile dağı taşı eriten

Binip cansız duvarı yürüten

Hacı Bektaş derler Veli’yi gördüm.

 

Hakkı SAYGI    (BABA)

 

 

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
TEBDER KURULUMUDUR