TEBDER KURULUMUDUR
MANA YAZILARI
ALEVİLİK İNANCININ ÖZLERİ

Gadir Hum

ALEVİLİK'TE GADİR HUM

ALEVİLİK'TE GADİR HUM

 

 

 

PİR SULTAN ABDAL'IMIZ GADİR HUM'U HAYKIRIYOR!

 

Bir ismin Haydar’dır  bir ismin Ali

Hak Murtaza dedi  sana Ya Veli

Cihanın ahiri  hem de evveli      

Velayet mülküne sultan olansın

(Pir Sultan ABDAL)

 

Alevi bilincine erişmenin, Alevi olabilmenin birbirinden ayrılmaz iki temel dayanağı, inkâr edilmez iki tarihsel olayla kendini haykıran, insanlar için aydınlık olan iki gerçeği vardır: Bunlardan birisi GADİR HUM olayı, diğeri ise KERBELA olayıdır. Alevi gerçeği bu iki olay içerisinde yatmaktadır. Başka yerlerde Alevilik arayışı, insanı sapmalar ve aldanmalardan öteye götürmez.

Alevilik; değişmez ve sarsılmaz değerlere sahip, hiçbir karanlığın gizleyemeyeceği bir gerçektir. Bu gerçeğin bir yüzü akıl, vicdan ve ilim, diğer bir yüzü ise Gadir Hum ve Kerbela’dır. 

Yüce Hak, Kur’an-ı Kerim’inde bir ayetinde “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” buyurmaktadır. Bu ayet bize ışık tuttuğu gibi aynı zamanda bu, Alevi olmanın bir sıfatıdır. Bu sıfata sahip olan bireylerin, toplumlarındaki güzelliklerin sahiplenilmesini, gelişmesini sağlayıp var olan ya da olabilecek eksikliklerin, hataların, çirkinliklerin giderilmesi doğrultusundaki çabaları, o toplumu kurtuluşa kavuşturur yani güzelliklerin olduğu, çirkinliklerin bulunmadığı bir toplumun meydana gelmesini sağlar. Aynı şekilde bu tür bir toplumun varlığıyla birçok toplulukları kapsayan bir ülkede yukarıdaki sıfatın işleviyle çirkinlikler yok edilmiş, güzellikler hâkim hale gelmiş olur. Yani ülke bu sıfatlara sahip bireylerin oluşturduğu toplumla güzelleşir. Bu sıfat Alevinin sıfatıysa ki biz buna inanıyor ve bunun iddiasındayız, bu durumda Aleviler bu ülkeyi güzelliklere ulaştırabilecek bir güçtür. Ama burada söz konusu olması gereken önemli bir şey karşımıza çıkmakta; bu ülkede Alevi hakkaniyetine, Alevi nuraniyetine, Alevi olmazsa olmazlarına, Alevi değerlerine sahip bir ALEVİ TOPLUMUNUN OLUŞUMU! İşte bu toplum Türkiye’nin kurtuluşudur. Bu toplum yeryüzünün beklediğidir. O halde her Alevi birey, ben Aleviyim diyen her can bu bilinç üzere olmalıdır. Yani her Alevi, Alevi hakkaniyetine, Alevi nuraniyetine, Alevi değerlerine eliyle, beliyle, gözüyle, ruhuyla, bütün benliğiyle sımsıkı sarılmalıdır. Bu varlığıyla hayata damgasını vurabilmelidir. Çünkü Alevilik, ütopyalar ve sloganlar ötesinde bir gerçektir; bu gerçekte insan olabilmenin sırrı yatmaktadır. İnsanın gerçeği nurdur. Bakın bizim Pir Sultanımız ve ulularımız bunu nasıl dile getiriyor: “...Mevlam çün yaratmış Ahmed’i nurdan; insan olan gelir nura çevrilir...”

Alevi inancında; Muhammed, Allah’ın nuru, sevgilisi, elçisi ve ilahi uyarıcıdır. Ali ise, Allah’ın velisi, halifesi, delili, ilahi hadidir ve aynı zamanda Ali, Muhammed’in vasisi, kardeşi, nefsidir. Alevi için Hak Muhammed Ali ayrılmaz bir bütündür, zatları farklı olsa da Ali Muhammed’dir, Muhammed Ali’dir. Zat ve isim farklı olsa da mana birdir, her ikisi bir nurun aynı zerresidir. Kul Himmet’in dile getirdiği gibi:

Muhabbettir La İlahe İllallah

Muhabbettir Muhammed Resulullah

Muhabbettir Ali Şah Veliyyullah

Üç isim manada birdir muhabbet

İnsanın yaratılışı nur ile başlamıştır; nur, Yüce Yaratıcının bütün sıfatlarının oluşturduğu yumaktan bir zerredir. Bu yumakta güzel olan, temiz olan, yüce olan, sevilen, beğenilen bütün mükemmellikler var; eksik olan, çirkin olan, zayıf olan, sevilmeyen, beğenilmeyecek hiçbir şey yoktur. İnsanın mayası bunun zerresinden meydana gelmiştir. Meleklerin Adem’e secdesinin sırrı da burada yatmaktadır. Ama yeryüzüne, hayata baktığımızda karşımıza farklı iki fotoğraf çıkmakta; surette insan ve manada insan... Yeryüzündeki kan, gözyaşı, zulüm, sömürü, adaletsizlikler ve muhabbetsizliklerin sırrı da bu farklılığın altında yatmaktadır. Bu yüzden; “Abdal Pir Sultan dara çekilir... Mansur olan dara çevrilir... Nesimi’nin derisi yüzülür!” Alevinin bu zamandaki zikri de, inancına bağlı yolu gereğidir.

Semah Alevinin yürüyüşüdür; bu yürüyüş folklorik bir hareket değildir. Bu turnanın aya, güne uçuşu gibi bir şeydir. Semah, Hak aşkıyla mest oluştur. Dünyadayken dünyadan el etek çekip Hakk’a koşuştur. Semah dönen her can yol oğludur. Yol oğlu olmayanın semahı folklordan öteye erişmez. Tevhidimizdeki zikrimiz, “...aya güne nazar eyle, ay Muhammed nur içinde; ay Ali’dir, gün Muhammed...” değil mi? Semahta olanın yürek gözleri bu nazarda, dilleri bu zikirde olmalıdır.

Bütün bunlar, Aleviliğin hakkaniyeti ve nuraniyeti bilinmeden olabilir mi? Aleviliğin hakkaniyeti, nuraniyeti bilinmeden “yol oğlu” olabilmek mümkün mü? Mesela KERBELA anlaşılmadan, yollarına canlar feda İmam Hüseyin tanınmadan bu mümkün mü? Okunan Tevhidleri, Mihraçlamaları, Duvazleri, Nefesleri beyinde bir bilinç olarak, yürekte yerleşik bir aşk olarak, yaşantıda sarsılmaz bir inanç olarak taşımadan bu mümkün mü? Hak Muhammed Ali zikrini gönülden, dilden düşüren biri için bu mümkün olabilir mi? Beyinde Ehlibeyt, üçler, beşler, yediler, on ikiler, on dörtler, on yediler, kırklar bilinci ve yürekte bunların aşkı olmadan bu mümkün mü? Yani gerçek bir Alevi olmak mümkün mü?

Alevi olmanın birincil sebebi ŞAH-I VELAYET’i tanımak ve iman etmek iken; O VELAYET MÜLKÜNÜN SULTANI’NIN velayetinin zahiri âlemde ilanlarının en güçlü olduğu ilmi, tarihsel bir gerçeği göz ardı etmek ya da önemsememek ya da ondan gaflete düşmek ne demek olabilir? Bu; ya o Şah’a, ya o Şah’ın şahlığına ya da o Şah’ın velayetine inanmıyorsunuz demektir. Eğer böyle ise, bu noktada o kimse ALEVİ değildir! Yok, eğer bir dalgınlık, bir sürçme, hatta bir bilgisizlik ise ki bu, Alevilik ve Aleviler adına konuşan ve bir şeyler yapmaya çalışan kişi, grup ve kurumlar için çok büyük bir zaaftır! Asıl bizi üzen değinmek istediğimiz konu bu değil, bizi üzen geçmiş uzun bir sürede olan çirkin ve yanlış şeylerdir; çünkü bugünkü bu yanlışlığın ve hatanın sebebi onlardır. Tarihten uzanan kirli eller, kirli siyaset, ihtiras, çıkarcı arzular, kirli ve çarpık gelişmeler... en temiz şeylere kadar uzanabiliyor! Herkes gibi bizim insanlarımızda hata yapabilir, bilmesi gereken şeyleri bilmeyebilir, yanlış bilgilere sahip olabilir ama Hünkârının dediği gibi “İlimsiz yolun sonunun karanlık olduğunu” bilir ve asla Alevi inanç değerlerine ihanet etmez.

Bizler Alevi halkımızın bütün dert, sıkıntı ve haklı taleplerini biliyoruz. Başımıza gelenlerin nedenlerini bildiğimiz gibi başımıza daha neler getirilmek istendiğini de sezebiliyoruz. Cümle erenler yoldaşımız, Hak Muhammed Ali yar ve yardımcımız olsun niyazını dilimizden eksik etmiyoruz. Ama diyoruz ki ilmi, tarihsel, inançsal değerlerimizi sahiplenmede ve savunmada daha duyarlı olalım.

ALEVİLİK ne yetimin yitiğidir ne de dar bir coğrafyaya sıkıştırılacak bir inanç bütünlüğüdür. Alevilikte bir inanç ve değer varsa bu bütün Alevilerin inanç ve değeridir. Bir inanç ve değer bazı Aleviler içindir, bazıları için değildir demek mümkün olamadığı gibi bu tefrika, parçalanma hatta yıkım olur aynı zamanda bu Alevi ruhuna aykırıdır. Alevilik birlik ve muhabbet temelleri üzerine kuruludur. Gadir Hum ve Kerbela; Aleviliği belirleyen, Alevileri birleştiren, hak ile batılı birbirinden ayıran tarihsel bir gerçektir. Bu gerçek biz Alevilerin varlığının esasıdır.

 

                                                                                         GADİR HUM NEDİR?

Gadir Hum, Mekke ile Medine arasında Cuhfe adlı bir bölgede bulunan bir miktar su birikintisi ya da su kalıntısı olan bir yerin adıdır. Bahis konusu olan olayın bu yerde gerçekleşmesinden dolayı bu olaya “Gadir Hum” denmiştir.

Ahmed b. Hanbel Müsned’inde der ki: Resulullah (s.a.a) çok önemli bir meseleyi ümmete tebliğ etmeye memur olduğunu bildiği için o sene halkı hacca davet etti. Halk da grup grup ona katıldı. Çünkü tebliğ edilecek mesele, ümmetin izzeti ve dininin ayakta kalmasını sağlayacak nitelikteydi.

Nesai Hasais’inde der ki: Resulullah (s.a.a) o yıl çeşitli bölgelerden bütün kabileleri hacca davet etmişti. O gün önde gidenlerin geri dönmelerini geride kalanların ise ulaşmalarını beklemelerini buyurdu. Herkes bir araya toplandıktan sonra söylenmesi gereken sözleri buyurarak hazır olanların hazır olmayanlara bu bilgileri iletmelerini emretti. Böylece yüz binden fazla sahabenin Gadir hadisinin ravisi olmasını sağlamak istedi.

Bu olay şöyle gerçekleşmiştir:

Allah Resulü (s.a.a) son veda haccından dönüyordu. Cuhfe topraklarına varıldığında Gadir Hum adlı bölgede Allah ona şu ayeti gönderdi:

“Ey Resul! Rabbin’den sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur.” (Maide/67)

Bunun üzerine kervana “dur” emri verildi. Önde olanlar ilerlemeyi durdurdu, arkada olanlar da gelip onlara yetiştiler. Öğle vaktiydi ve hava o kadar sıcaktı ki insanlar giysilerinin bir kısmını başları üzerine ve ayaklarının altına aldılar. Peygamber, kendisi için deve semerlerinden hazırladıkları yüksekçe bir yere çıkarak yüksek sesle şu hutbeyi okudu:

“Hamd-u sena yalnız Allah’a mahsustur. Sadece O’na inanır ve sadece O’ndan yardım dilerim. Kötülükler, uygunsuz ve beğenilmeyen davranışlardan O’na sığınırım. O’ndan başka ne bir hidayet edici ne de bir yol gösterici vardır. O’nun hidayet ettiği kimseyi hiç kimse saptıramaz. Şehadet ederim ki O’ndan başka bir ilah yoktur ve Muhammed O’nun Resulü’dür. Ey insanlar! Çok yakında Hakk’ın davetine “lebbeyk” (evet) diyerek aranızdan ayrılacağım. Ben mesulüm ve sizler de mesulsünüz. Benim hakkımda ne düşünüyorsunuz?”

Halk: “Bizler şehadet ederiz ki, sen risaletini ve görevini yerine getirdin ve elinden geldiğince bu yolda çalışıp çabaladın. Allah sana hayırlı mükafatlar ihsan etsin.”

Peygamber şöyle buyurdu:

“Allah’ın birliğine, Muhammed’in O’nun peygamberi olduğuna, cennet-cehenneme ve ahrette ebedi bir hayatın varlığına inanıyor musunuz?”

Halk hep bir ağızdan “Şehadet ederiz ki inanıyoruz.” dediler. Resulullah sonra şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Ben sizlere çok değerli iki şey bırakıyorum; bakalım bu iki değerli yadigârıma nasıl davranacaksınız?”

Bu esnada birisi kalkarak yüksek sesle şöyle seslendi: “Bu iki değerli şeyden maksadınız nedir?”

Peygamber şöyle buyurdu:

“İlki Allah’ın kitabıdır (ki onun bir tarafı Allah’ın elinde diğer tarafı ise sizin elinizdedir). İkincisi de benim Ehlibeyt’imdir. Yüce Allah bana, bu iki emanetimin hiçbir zaman birbirlerinden ayrılmayacaklarını haber verdi. Ey insanlar! Kur’an’dan ve benim Ehlibeyt’imden daha öne geçmeye çalışmayın. Aynı zamanda bu iki değerli emanetimin yolunda çalışmaktan da hiçbir zaman geri kalmayın; aksi halde helak olursunuz. Ey insanlar, mü’minlere kendilerinden daha yakın, daha üstün olan kimdir?”

Halk, “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dediler.

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a): “Yüce Allah benim mev-lamdır, ben de mü’minlerin mevlasıyım, ben onlara kendilerinden daha evlayım.” buyurdu.

Daha sonra Hz. Ali’nin elini tutup havaya kaldırdı ve şöyle buyurdu: “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.” Resulullah bu cümleyi üç defa tekrarladı ve şöyle devam etti:

“Ya Rabbi! Her kim ki Ali’yi severse sen de onu sev, her kim ki ona buğz (kin ve düşmanlık) ederse sen de ona buğz et, ona yardım edene yardım et, ondan yardımını esirgeyenden sen de yardımını esirge. O nereye dönerse hakkı onunla döndür.”

Orada bulunan herkes Mevlaları Emir el Mü’minin Ali (a.s) efendimizin huzuruna giderek onu tebrik ettiler, bu olayın hemen ardından Yüce Allah Peygamber’ine şu ayeti gönderdi:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’a razı oldum.” (Maide/3)

Hafız Ebu Cafer Muhammed b. Cerir-i Taberi (ö: h.310) “el Velayet-u Fi Turuk-ı Hadis-il Gadir” adlı eserinde Zeyd b. Er-kam’dan şöyle rivayet etmiştir: ...Allah Resulü bizlere bir hutbe okuyarak şunları buyurdu:

“Yüce Allah “Rabbinden sana indirileni tebliğ et...” ayetini bana nazil etti ve Cebrail burada bana Rabbimin şu emrini bütün herkese iletmemi buyurduğunu bildirdi:

Ali b. Ebu Talib benim kardeşim, vasim ve halifem, benden sonra imamdır... Şimdi hepiniz bunu bilin: Gerçekten Allah, onu sizlere veli ve imam olarak tayin etmiş, itaatini bütün herkese farz kılmıştır; onun sözü, hükmü geçerli ve haktır. Karşı gelenler mel’un, tasdik edenler ise rahmet içerisindedirler. İşte bunu işitin ve itaat edin.

Evet, Allah sizin Mevlanız ve Ali sizin imamınızdır. Kıyamete kadar gelecek imamların hepsi onun sulbünden evlatlarımdır. Helal olan bir şey ancak Allah ve Resulü tarafından belirtilir, haram ise Allah, Resulü ve onların tarafından bildirilir. Allah bütün ilimleri bana vermiş benden de Ali’ye intikal etmiştir. Bunun için ondan ayrılıp uzakta kalmayın. O hak ile amel edip hakka hidayet edendir; kim onu inkar ederse Allah tövbesini kabul etmeyecek onu hiçbir zaman bağışlamayacak sonsuz azapla cezalandıracaktır. Çünkü bu Allah’ın vaadidir. O, benden sonra herkesten üstün ve daha faziletlidir. Ona karşı gelenler mel’un-durlar. İşte bu dediklerim Cebrail’in Allah tarafından getirdiği bir haberdir. Kıyamet için gönderdiklerinize dikkat edin!

Kur’an muhkematlarını tanıyın ve müteşebbihlerin ardına düşmeyin, elinden tuttuğumdan (Ali’den) başka hiçbir kimse onları sizlere açıklayamaz. Evet, ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır; Bu Allah tarafından bana bildirilmiştir.

Dikkat edin! İşte ben bunu eda ettim. Dikkat edin! İşte ben tebliğ ettim. Dikkat edin! İşte ben duyurdum. Dikkat edin! İşte ben açıkladım. Benden sonra Emir-ül Mü’minin olmak ondan başka hiç kimseye caiz değildir.”

Daha sonra Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! İşte bu (Ali) benim kardeşim, vasim, ilmimin sahibi, bana iman edenler içinde benden sonra Rabbimin kitabını tefsir edecek halifemdir.

Ey Allah’ım! Onunla dost olanlarla dost ol, ona düşman olanlarla düşman ol, onu inkar edenlere lanet et, onun hakkını reddedenlere gazab eyle.

Ey Allah’ım! Sen Ali’nin velayeti hakkında; “İşte ben bugün dininizi sizlere kâmil ettim.” ayetini nazil etmekle onun imameti ile dini kemale erdirdin. Bundan dolayı kim ona ve kıyamet gününe kadar onun soyundan gelen evlatlarıma uymazsa amelleri batıl olup sonsuz ateşte azap içinde kalacaklardır.

İblis hased yüzünden Allah’ın seçkin kulu olan Adem (a.s)’ı cennetten çıkarttı. Öyleyse amelleri yok eden ve yoldan çıkaran hasedi kalbinizden uzaklaştırın. İşte “Asr” suresi Ali hakkında nazil olmuştur. (Bu paragraftaki bilgi Suyuti’nin ed Durr-ul Mensur adlı eserinden alınmıştır.)

Yüce Allah bu nuru bende yerleştirmiştir; benden Ali’ye intikal ederek sürecektir.

Ey insanlar! Benden sonra ateşe davet eden imamlar olacaktır. Onlar kıyamet gününde yardımcısız kalacaklar, Yüce Allah ve benden uzaklaşacaklar, onlara yardımcı ve tabi olanların hepsi cehennemin dibinde olacaklardır...”

Evet, Gadir Hum gerçeği bütün ciddi tarih, tefsir, hadis kitaplarında 100 den fazla sahabenin büyüklerinden ve yüzlerce tabiinden nakledilmiş, bu konuyla ilgili Ehlisünnet ve Ehlibeyt alimleri ve ilim adamları birçok kitaplar yazmıştır.  

O gün orada bulunan herkes kimi yüreği ile kimi dili ile ama herkes Şah-ı Velayet’i kutladı.

Ahmed b. Hanbel Müsnedi’nde (c.4, s.281), Taberi Tefsir’inde (c.3, s.428) ve birçok Ehlisünnet alimleri sahabelerden Allah Resulü’nün şöyle buyurduğunu nakleder: Resulullah Ali’nin elinden tutup şöyle buyurdu: “Acaba benim, bütün müminlerin kendilerinden daha üstün olduğumu biliyor musunuz?” Evet, ey Allah Resulü, dediklerinde şöyle buyurdu:

Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Ey Allah’ım onu sevenleri sev.

Ondan sonra Ömer onunla karşılaştı ve şöyle dedi:

“Kutlu olsun sana ey Ebu Talib’in oğlu, işte sen bütün mümin erkek ve kadınların mevlası oldun.”

Ebu Said Harkuşi en Nişaburi (ö:h.407) “Şeref ul Mustafa” adlı eserinde Ebu Said Hudri’den Peygamber (s.a.a) efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Beni tebrik edin! Çünkü Yüce Allah beni peygamberlikle, Ehlibeyt’imi de imamet makamıyla üstün kıldı.”

Gadir Hum günü orada bulunan sahabelerden Hassan b. Sabit Resulullah’tan izin isteyerek şu şiiri okudu:

Seslendi Nebi Gadir günü Humm’da

O seslenen Peygamber’i bir duy da

Halkın içinden seçerek Ali’yi

Ona orada kardeşim dedi

 

Mevlanız kimdir veliniz kim dedi

Kimse orda düşmanlık göstermedi

Mevlamızdır tanrın, velimiz de sen

Aramızda çıkan yoktur sözünden

 

O zaman ona, kalk ey Ali der

Sensin imam ardımdan, sensin rehber

Allah’ım der, dost ol onun dostuna

Ve düşman ol Ali’nin düşmanına

Gerçekleşen Azap: Daha sonra biri küfrünü aşikâr eyledi. Allah’tan kendi istediği azapla helak oldu.

“İstekte bulunan biri gerçekleşecek olan azabı istedi. Kafirler için olan bu azabı geri çevirecek kimse yoktu. Bu, Yüce makamlar sahibi olan Allah’tandır.” (Mearic suresi, 1-3.ayet)

Ebu İshak-i Sa’lebi en Nişaburi (ö:h.427) el Keşf-u ve’l Beyan tefsirinde şöyle nakletmiştir: “İstekte bulunan biri gerçekleşecek olan azabı istedi ayeti kimin hakkında nazil olmuştur? diye sorduklarında, Resulullah (s.a.a) Gadir Hum’da halkı bir araya topladığında Ali’nin elini tutup şöyle buyurdu: Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Bu haber çeşitli şehirlere yayılınca, Hars b. Numani Fehri’ye ulaştı. Bunun üzerine devesine binerek Ebtah denilen yerde Resulullah’ın yanına geldi, devesinden inip şöyle dedi: Ey Muhammed, Allah tarafından bize emrettin ki Allah’tan başka ilah olmadığına ve senin O’nun elçisi olduğuna şehadet edelim, biz de onu kabul ettik. Beş defa namaz kılmamızı, zekat vermemizi, oruç tutmamızı emrettin, bütün bunları kabul ettik. Daha sonra buna da razı olmadın amcan oğlunun elini kaldırdın, onu bizden üstün kıldın ve ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır dedin. Acaba bu senden midir yoksa Allah’ın emri midir?

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Ondan başka bir ilah olmayan Allah’a and olsun ki bu, Allah tarafından bir emirdir.

Hars b. Numan bunu duyunca geriye dönüp devesine doğru ilerlerken şöyle dedi: Allah’ım! Eğer Muhammed’in dediği söz hak ise gökten bize taş yağdır veya elemli bir azap gönder.

Hars b. Numan, henüz devesine yetişmeden başına bir taş düşüp alt tarafından çıktı ve bu şekilde öldü. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti nazil etti.”

Aslında bu olayın içeriği ve gerçeği; ilahi bir bilgi ve ilahi bir bildiri ile tevilin ve inkârın mümkün olmayacağı şekilde ilahi bir makamın ve o makam sahibinin açıklanması olayıdır.

Bu makam, Velayet makamıdır; sahibi Şah-ı Velayet’tir.

 

Yani bizim Pir Sultan’ımızın dili ile;

Bir ismin Haydar’dır bir ismin Ali

Hak Murtaza dedi sana Ya Veli

Cihanın ahiri hem de evveli

Velayet mülküne sultan olansın

Bizim Hatayi’mizin dili ile;

Ey iki âlem penâhı şâh u server yâ Ali

Sâhib-i fazl-ı velâyet şîr i Haydar yâ Ali

Ali şâh-ı velâyetdür Ali sırr-ı hidâyetdür

Ali şol mâ’niden peydâ ki sırr-ı evliyâ geldi

Virani’mizin dili ile;

Ali Şah-ı Velayettir

Ali nur-ı hidayettir

Ali sahib-i keramettir

Ali’dir emr-i emrullah

Kul Himmet’imizin dili ile;

Muhammed Mustafa Peygamber oldu

Ali Evliyâya hem server oldu

Şahım Cebraile hem rehber oldu

 Ol demde kuruldu erkân Hü deyü

Yemini’mizin dili ile;

Bil ki sultan-ı velayettir Emirül-Müminin

Şöyle bil şem’i hidayettir İmamü-l müttekin

Cümle mahlükat içinde

Zat-ı Hakk’dandır nişan

Mahzen-i cümle ulümun evveli-ü ahirin

Ahmed-ü Mahmud ol Muhammed Mustafa

A’na kardaşım dedi ol Rahmeten-lil alemin 

Cümle ashab ortasında Fazl’ın izhar etti Hakk

Âlemin fahrine ol oldu vasiyy-ü hem yakin

Fuzuli’mizin dili ile;

... Yüz meşakkat çekse kam-i dil tapar encam-i kar

Her kimin alemde mevlası Şeh-i merdan olur

Tabi’i ferman eder hükmüne cümle alemi

Murtaza hükmüne her kim tabi’i ferman okur...

Seyyid Nesimi’mizin dili ile;

Alem yüzüne saldı ziya âli Muhammed

Seyfin çak edip geldi yine âli Muhammed

Nadan ne bilir dâna bilir âli Muhammed

Vesalli alâ seyyidina âli Muhammed

Vesalli alâ mürşidina şahı velâyet

Evet, 7 ulu ozanımızın da belirttiği bu “Velayet Makamı” ve  “Şah-ı Velayet”in, tarihsel açıdan en önemli ve en belirgin şekilde ilan olunarak; bütün insanlar üzerinde Hakk’a giden yolda bahanelerin kaldırılması ve insanın “insan-ı kamil” makamına yürüyüşü, kendi özü ve değerlerine dönüşünde yüzüne açılan bu ilahi kapının; Hakk’ın insanlar üzerinde nimetini tamamlaması ve aynı zamanda dinini kemale erdirmesi anlamında olduğuna inanarak bu günü bayram bilmek bütün insanlar içindir. Ama çarpık tarihi seyir içerisinde insan ile ilgili önemli bu günü, genelde Velayet makamının sırrına, hikmetine duyarlı olan ve bu makamın sahibini tanıyan Şah-ı Velayet aşıkları bayram bilirler. Bu Alevi olmanın bir şartıdır. Bu anlayış, bu inanç, bu bayram Alevi’nin olmazsa olmazı ve en büyük değeridir! Eğer Alevilikte, Şah-ı Merdan-Şir-i Yezdan, Ehlibeyt, Üçler, Beşler, Yediler, On dörtler, On yedi Kemerbest, Kırklar bu deyişler, nefesler, duvazler olmazsa olmazlarımızsa; “GADİR HUM” yani “VE-LAYET” günü BÜTÜN ALEVİLERİN BAYRAMIDIR. Çünkü bütün olmazsa olmazlarımız bu günü olmazsa olmaz saymışlardır. Kerbela’yı bilenler; Muharrem ayında matem tutanlar bilmedirler ki: Muharrem ayında, Kerbela’da olanlar; bütün yaşananlar ve çekilenler; “Gadir Hum” kaynaklıdır! Yezid ve Yezidiler: Gadir Hum kaynaklı bir dinin yok olması için elinden gelen her şeye başvurdu. En yüce insanlar, onların yok etmek için uğraştıkları bu ilahi nimetin korunması için kutsal kanlarını pınar gibi bu ilahi nimete ulaştırdılar! Bu yüzden, Gadir Hum VELAYET bayramı kıyamete kadar yaşanacaktır. Çünkü Gadir Hum’un yaşaması için “dökülen kanlar her kana benzer değil!” bu kan, Kerbela’da kesilen kurbanlar, “Zibh-il Azim”in kanıdır!

“Azizlerin ölümü gerçi belleri büker

Fakat bu kanlar ile zulmün temeli çöker.”

Alevi canların, Alevi onuru ve Alevi sadakati ile şu soruyu sormaları, bu soru üzerinde ciddi olarak düşünmeleri gerekiyor: Muharrem ayını matem bilenlerin, Gadir Hum olayını bayram bilmemesi acaba nedendir? Eğer bu soru cevapsız kalırsa... Belki bir gün bir zaman ve bir nesilde Kerbela da bilinmeyecektir..! Şu bilinsin ki; Gadir Hum’un bilinmemesini isteyenler gerçekte Kerbela’nın da unutulmasını istemektedirler!

Ben Aleviyim diyen bütün canlar! Sizlere, sevgilerin en yücesi, en güzeli olan Hak Muhammed Ali  sevgisi ile sesleniyoruz; Kerbela ve Gadir Hum Alevi hakkaniyeti ve Alevi nuraniyetinin göstergesi, delilidir. Kerbela’ya da Gadir Hum’a da sarılalım ve bu iki değerimizden asla taviz vermeyelim. Bu iki değerin olmazsa olmazımız olduğunu bilelim. Alevilik ve Alevi değerleri asla belli coğrafyalarda hapsolunamaz! O sonsuz bir ülkedir; eğer bu ülke için bir sınır çizilecekse bu sınır haritalarda değil ancak manada çizilebilir, manada ise bu ülkenin bir ucu KERBELA’dır, bir ucu GADİR HUM. Biz Aleviyiz; bizim güzel ve bitimsiz bir sevdamız var; bizim ne Kerbela’mız diner ne Gadir Hum’umuz biter...

                                      Çün Mehdi zuhur ede nihan kalmaya perde

                                      Şol zalimleri kese gerek tiğ ü teberle

                                      Seyyid NESİMİ mehdin okur şan ü seherde

 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
TEBDER KURULUMUDUR