TEBDER KURULUMUDUR
MANA YAZILARI
ALEVİLİK İNANCININ ÖZLERİ

Rakka Sürgünü

TÜrkmen SÜrgÜn BÖlgesİ: Suriye Rakka

TÜrkmen SÜrgÜn BÖlgesİ: Suriye Rakka
TÜRKMEN SÜRGÜN BÖLGESİ: SURIYE RAKKA Osmanlılar’ın Türkmenleri sürgün ettikleri RAKKA bölgesi neresidir? Rakka Eyaleti, Beydili boyunun sürgün yeridir. Ruha Eyaleti olarakta bilinen Rakka bölgesi 1516 yılında Osmanlı ülkesine katılır. Diyarbakır ile Halep eyaletleri arasınada kalan bölge merkezi Urfa olmak üzere 6 Sancaktan oluşan Rakka Beylerbeyliği de 37 Zeamat ve 616 tımar vardı. Osmanlı yönetimi bu bölge için özel iskan politikası uygulayarak Beydili ve Bozulus Türkmenlerini Fırat Irmağı boyunca yerleştirme girişimleri başarsız oldu. Göçebe Türkmenlerin düzenleri bozuldu. Türkmenlere Arap Aşiretleri eşkıyası saldırıları da istikrarı bozunca 18. yüzyıl karışıklıklar giderek arttı.19 Yüzyılda meydana gelen ayaklanmalar ile Mısır Hidivi İbrahim Paşa’nın bölgeyi alması sonucu; Türkmen Aşiretler yöreden çekildiler. 1840’da bölge tekrar Osmanlılara geçince Rakka Eyaleti kaldırılarak Urfa, Halep’e bağlı bir sancak oldu. Ahmet Refik, Anadolu’dan Türk Aşiretleri’nin 966/1559 ile 1200/1786 döneminde Rakka çöllerine ve diğer yerler sürgünleriyle ilgili yayınladığı Osmanlı belgeleri, kan ve zülüm kokmaktadır ve bu durum içler acısı bir uygulamadır.Ankara’dan Giresun Keşap’a kadar ki bölge 16. ve 18. yüzyılda Oğuz Türkmen aşiretleri’nin yaşadığı bir coğrafyadır. Osmanlı yönetimi 400 yıl bu bölgede şiddet ve zülüm uygular.Çeşitli boylara mensup bu Türkmenler yerlerinden yurtlarından edilerek, yerlerine Doğu ve Güneydoğu’dan getirilen Sünni Kürt aşiretleri yerleştirilir. Gönderildikleri yerlerden kaçan Türk Aşiretleri eski yurtlarına dönerek Orman içlerinde ve dağlık yörelerde yaşamışlardır. Konya, Ankara, Kırıkkale, Kırşehir, Çorum, Amasya, Tokat, Yozgat, Sivas bölgesinden sürgün edilerek zorla iskana tabi tutulan Türkmenlerin hepsi Kızılbaş Aşiretleridir. Bunların çoğu Rakka gibi sürgün yerlerinden kaçarak Kürt yörelerine sığınmışlar ve süreç içinde Kürtleşmişlerdir. Keskin’de bulunan Hasan Dede Ocağı ,yine aynı yörede Haydar Baba (Haydari Sultan) Ocağı ve Koçu Baba Ocağı dönemin Beydili Boyu Türkmenleri’nin inanç merkezleridir. Hasan Dede Ocağı talipleri Beydilli aşiretinin Kuyumcu, Köçekli, Gündeşli obalarıdır. Yunus Koçak, “Hasan Dede” adlı eserinde bu durumu ortaya koymaktadır. Koçu Baba evlatlarından İbrahim Ulusoy’un bize anlatımları bu dönemde ki olayları aydınlatmaktadır. Yeni İl (Sivas) Bölgesinden de Beydili Kızılbaş oymakları ile diğer Türkmen Kızılbaş aşiretleri Rakka’ya sürgüne gönderilmiştir. Amasya-Tokat-Yozgat-Sivas bölgesinde Beydili Boyunun önemli Kızılbaş aşiretinden olan Sıraçlar da iskana zorlandığı için 16.yy. başlarından 19. yüz yıl sonlarına kadar Osmanlılarla sürekli çekişme içinde olmuşlardır. Sıraç Aşiretleri’nin dini ve siyasi lideri Kurtoğlu Vel Baba 1864 yılında Hakk’a yürüyünce yerine eşi Anabacı Sultan Anşa (Ayşe) Bacı geçer. Anşa Bacı’ yı “Kızılbaşlık Propagandası “ yapıyor diye mutasarrıf olarak görev yapan Kazova’da Haruk çiftliği sahibi Bekir Sami Paşa’ ya şikayet ederler. 16 Şevval 1311 (10 Nisan 1894) tarihinde durum bir raporla Ankara Valisi Mehmet Memduh tarafından Padişah Sultan Abdülhamit’e “Kızılbaş Aleviler” olduklarını ve “siyasi bir mesele ihdas edebilecekleri”ni bildirilir. Bu İstihbarat Raporuna kitabında yer veren Enver Behnan Şapolyo; “Memduh Paşa’nın bu raporundan anlaşıldığına göre, Kızılbaşları tetkik edip anlayamanıştır. Öz Türk olan bu halkı padışaha zararlı bir unsur, İslamiyet’ten ayrılmış bir zümre olarak göstermektedir.” Demekte ve Hubyarlı (Sarac) Beydili boyundan olduğu belirtilmektedir. Anşa Bacı altı çocuğu ve ileri gelen akrabaları ile önce Tokat’ta sorulanır. Samsun’ dan gemiyle İstanbul’a getirilirler. Orada tekrar soruşturmaya tabi tutulurlar. Soruşturma esnasında Anşa Bacı’ın talibi ve Çakmak köylü olan Tersane Komutanı Osman Paşa, Anşa Bacı’ya yardım eder. Soruşturma neticelenir , Padişah II.Abdülhamit’in emriyle Anşa Bacı ve oğulları ve damadı Köseoğlu İbrahim, Suriye’nin Şam kentine sürgüne gönderilirler. Anşa Bacı yanındakilerle beraber üç yıl zorunlu olarak Şam da sürgünde tutulmuştur. Bu üç yıl içerisinde Kerbela’yı Necef’i ziyaret etmişlerdir. Sürgün cezaları bitip Tokat-Zile – Acısu Köyü’nün yolunu tutan Anşa Bacı ve yanındakilerin geleceği haberini duyan binlerce kişi Anşa Bacı yı Amasya’da karşılamışlar ve kalabalık bir halk kitlesiyle Anşa Bacı ve evlatları Acısu Köyü’ne dönmüşlerdir. Anşa Bacı’nın yaşadığı bu sürgün hayatı ve işkence dönemi mazlumun yanında yer alan Alevi kitlesini daha çok etkilemiş ve Anşa Bacı’nın etkinliği ve sevenleri daha çok artmıştır. Anşa Bacı çocuklarının da küçük yaşta olması sebebiyle Aşiretin başına geçmiş ve Acısu Köyü’nde bulunan Hubyar Ocağına tabi posta oturmuştur. Bugün Anşa Bacı Ocağı ve Cemevi; Beydili Sıraç Aşireti’in inanç merkezidir. Birinci Dünya Harbi’nde Beydili-Sıraç topluluklarından oluşan Redif Taburu, 1913 yılında Rus Cepesine savaşa gitmiş, mütareke sonrası sancaktar İsmail Çavuş; tabur Sancağın getirerek Hubyar Sultan Türbesi’nin üzerine örtmüştür. Ayetelkürsü işlemeli ve üzerinde “Koçhisar Redif Taburu’nun Yadigarıdır 1331) yazılı yeşil sancak halen türbededir. Kurtuluş savaşında maddi ve ayni destek veren Sıraç toplulukları Atatürk’ü fiilen desteklemişler ve bu günde onun düşünceleri doğrultusunda gitmektedirler. X-RAKKA’DA OSMANLI YÖNETİMİNDEN BİR KISSA Gaziantep bölgesinde yerel araştırma yapan Cuma Karataş, kitabında şu söylenceye yer verir: “Abbas Paşa, Urfa valisidir. Göçebe Türkmenler de Rakka ve Colap’ta yerleştirilmiş, tarımla uğraşmaktadırlar. Topraklar devletindir. Her köyde devletin bir görevlisi bulunmaktadır, tarım işlerini kontrol etsin diye. Bunlara “Şahna” denilmektedir, seksen şahna görevlendirilir her yıl. Bu şahnalardan biri bir Türkmen kızını beğenir. Daha sonra bu kızın güzelliğini Abbas Paşa’ya anlatır. Abbas Paşa kızın babasını yanına çağırır, ondan kızını kendisine eş olması için ister. Kızın babası tek başına karar veremeyeceğini, aşiretine danışması gerektiğini bildirerek süre ister, köyüne döner. Kızın babası aşiretin ileri gelenleri ile ve diğer aşiretlerle görüşür, bilgi alışverişinde bulunur. Sonunda kızı Abbas Paşa’ya vermeye karar verirler. Anacak bu kararlarını gizli tutarlar. Harman zamanı ürünlerini samandan ayıkladıktan sonra, tüm Türkmenler kendi aralarında anlaşır, seksen şahnayı birden harmanların içine atarak yakarlar. Eşyalarını toplayıp Colap’tan kaçaralar. Fırat’ı geçip bu günkü yaşadıkları alanlara yerleşirler. Osmanlı, Rakka’daki Türkmenleri cezalandırmak için Abbas Paşa’yı görevlendirmiştir. Abbas Paşa’ın İskenderun’dan karaya çıkıp bölgeye gelişini Dadaloğlu şu deyişi ile anlatır: “İskeleden kaktı ol Abbas Paşa, Kızılı, boranlı dağ var önünde, Elbeyli beylerin at başı çekmez, Çevrilip konacak yer var önünde. İlleride Osman Bey, zorbalar başı, Aşireti var, çıplak eder savaşı, Keser kelleler, basar üleşi, Kartallar dönecek yer var önünde, Küçük Ali Oğlu da, haykırır kakar, Düşmanı görünce, belini büker, Çimbulat kılıçla demir bent söker, Omuzu kalkanlı er var önünde. DADALOĞLU der; ordan geçerse, Elbeyli Türk’ünden yolun açarsa, Akan kanlı Murat köpük saçarsa, Seyit Battal gibi er var önünde.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
TEBDER KURULUMUDUR